Geçek Kaplıcası

Geçek Kaplıcası: Afyon’un 16 kilometre kuzeybatısında, Afyon-Izmir demiryolu.üzerinde, inuz köyü sınırları içindedir. Kütahya karayolu da buradan geçer. Deniz seviyesinden 1040 metre yükseklikteki bu kaplıcaya ‘Gecik Hamamı’ da denir. Hamamın suyu 200 metre uzaklıktan önce bir depoya gelir, sonra hamamlara dağılır. Kaplıca iki kısımdan
oluşmuştur. Bunlar;
a) Büyük Hamam: ‘Çelikli Hamam’, ‘Kapualtı Hamamı’ ya da ‘Eski Hamam’

b) Küçük Hamam: ‘Kükürtlü Hamam’ ya da ‘Hacethane’
isimleriyle de anılırlar.
Sodyum klorürlü-sülfatlı sular kapsamında olup, ayrıca bikarbonat, arsenik, demir ve karbondioksit içermektedir. Kaplıcanın üç kaynağı bulunmakta ve sıcaklığı 42-88°C arasında değişmektedir. Ortalama sıcaklığının 56°C olmasına karşın, kaynaklarda bu sıcaklığın zaman zaman 95°C’ye ulaştığı gözlenmiştir. Radyoaktivitesi 3.2-10.3 eman, pH değeri ise 7.6’dır.
Bu yöredeki sular, benzer bileşimi haiz maden sularıdır. Hepsinin total mineralizasyonu yüksektir. ‘Kükürtlü Hamam’ kaynağıyla, yakın yöredeki Ömerli Kaplıcası’nın çamur suyunda özellikle florür, ‘Çelikli Hamam’ kaynağıyla, yine Ömerli Kaplıcası’nın kaplıca suyunda önemli miktarda karbondioksit tespit edilmiştir. Debileri ve termaliteleri yüksek olan bu sular, doğal olarak dış uygulamalarla değerlendirilecektir. Ancak, soğutuculardan geçirilmek ve az miktarda tüketilmek şartıyla, içme kürleri şeklinde de kullanılabilir. Bu durumda; mide, bağırsak, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına, metabolizma bozukluklarına tavsiye edilebilir. Sular, rezolütif özelliği bulunduğundan, nevralji, nevrit, polinevrit gibi sinirsel, eklem kireçlenmesi gibi romatizmal sendromla-rın tedavisinde değerlendirilebilir. Kronik iltihaplı kadın hastalıklarında da, iltihabı sulandırıcı ve sökücü özelliğinden yararlanılabilir. Karbondioksit içermesi nedeniyle de, üst solunum yollarında (kronik boğaz iltihabı ve kronik nezleler gibi) inhalasyon tarzında kullanılması öngörülür. Karbondioksit aynı zamanda periferik damarlar üzerinde vazodilatatör etki yaratacağından, kan dolaşımının yetersiz olduğu durumlarda damar genişletmek ve yeni vaskülizasyonun oluşmasını kolaylaştırmak amacıyla da kullanılabilir.
Çevresi bağlık ve bahçelik olan bu yöre, aynı zamanda Afyon’un bir mesiresi halindedir. Bölgeye demiryolu dahil her türlü ulaşım yapılmaktadır. Kamp kurmaya müsait yerleri, her saat açık olan iki büyük tedavi havuzu vardır. Konaklama tesisi olarak 68 odalı Özel İdare Oteli ve bir turistik moteli bulunmakta, yatak kapasitesi böylelikle 250’yi aşmaktadır. Ayrıca, termal sudan istifade gayesiyle olimpik nitelikleri haiz kapalı bir yüzme havuzu da yapılmıştır. Kaplıcanın çevresinde yeterli sayıda yardımcı tesis yer almaktadır.

Heybeli Kaplıcası

Heybeli Kaplıcası: İlçenin 20 kilometre güneybatısında, Çobanlar bucağına 3 kilometre uzaklıkta, Kızılkilise kö-yündedir. Afyon-Çay karayolundan 1 kilometre kadar içeri düşer. Eskiden ‘Kızılkilise Kaplıcası’ diye bilinen kaplıca, 1945 yılından bu yana ‘Heybeli Hamamı’ ya da ‘Bolvadin Kaplıcası’ diye de anılmaktadır.
Sodyum bikarbonatlı ve kalsiyum sülfatlı sular sınıfına giren kaplıca suyunun sıcaklığı 46-52°C arasında değişmektedir. Radyoaktivitesi 6.9-12.1 eman, sertlik derecesi 6.8-7 pH’dır. Doğu Kaynağı, Batı Kaynağı ve Heybeli Kaynağı olmak üzere üç kaynağı bulunur. Suyu ayrıca kükürtlü hidrojen gazı içermektedir.
Banyo tedavisi; romatizma, siyatik, nevralji, mialji, nev-rit, polinevrit ve kadın hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa iyi gelmektedir.
İçme tedavisi; pek tavsiye edilmemekle birlikte, içilmesi halinde bağırsakları rahatlatıcı diüretik etki gösterir.
Bolvadin ilçesinden ve kent merkezinden her türlü düzenli ulaşımın yapıldığı kaplıcada; biri açık olmak üzere üç adet tedavi havuzu, 60 yataklı bir konaklama tesisi ve ayrıca 100 kadar bağımsız oda bulunmaktadır. Yeterli sosyal tesise sahiptir. Toplam yatak kapasitesi 500 civarındadır.

Haymana Kaplıcası

Haymana Kaplıcası, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde işletilmiş tarihi değeri haiz kaplıcalarımızdandır. İlçenin eski adının ‘Yabanhamamı’ olması ve 19’uncu yüzyılda şifalı sularının bir bölümünün bazı bağlantılarla Ankara’ya nakli için çalışmalar yapılması, buraya verilen önemin büyüklüğünün bir göstergesidir.

Haymana Kaplıcası’nın suyu, madeni az sular grubuna dahildir. Kalsiyum, sodyum, magnezyum, bikarbonat ve karbondioksit içerir. Temperatürü 46°C, radyoaktivitesi 1.55 eman, pH değeri ise 7.6’dır. Toplam debi miktarı 4.8 İt/sn.dir.

Bütün bir yıl boyunca açık bulunan kaplıcanın, suyunun içilmesi pek tavsiye edilmese de, içimi halinde belirli bir diüretik etki gösterir. 10001500 gramlık kaplıca suyu, aç karnına içildiğinde, bir saat içinde bol miktarda idrar söktürür. Bu yolla, idrar yolu iltihaplarında, küçük taş ve kumların dökümü arzulandığında, içme tedavisi iyi gelir. Su bikarbonatlı olduğu için içimi de kolaydır.

Banyo tedavisi ise; her çeşit romatizmalılar, nevralji, nevrit, polinevrit, artritliler için şifa kaynağıdır. Kadın hastalıklarından; aneksit, perimetrit, parametrit, amenore, dismenore ve âdet hali bozuklukları için tedavi edici özelliklere sahiptir.

Kırıkçıkıklardan sonraki eklem bozukluklarında, hemiplejilerde ve çocuk felçlerinde de kaplıca suyundan istifade edilir. Bazı allerjik hastalıkların Haymana kaplıcalarında, sona erdiği çok görülmüştür. Dermatozlular, bronşiyal astımlılar ve hatta bazdovlular, 21 günün sonunda sağlıklarına kavuşmuşlardır.

Haymana, aslında gerçek bir kaplıca beldesidir. Uluslararası Şifalı Su Kaynakları Araştırma Merkezi’nin 30 ülkede yaptığı araştırmalar sonucu; Haymana Kaplıcası’nın nitelik bakımından Fransa’nın ünlü Vichy kaplıcalarının ardından ikinci sırayı aldığı bildirilmiştir. Suyu, kalevi ve toprak kalevili, bikarbonatlı, karbondioksiti sular grubuna girer. İçildiğinde 1 gramın altında içerdiği total mineralizasyonu ile daha çok oligometalik suların diüretik etkisini gösterir. İçerdiği karbondioksit ile içme kürleri yapıldığında; mide, karaciğer ve pankreas üzerinde çok hafif bir etki oluşturabileceği düşünülebilir, içme suyu olarak şişelendirilerek değerlendirme yoluna gidilmesi önerilmiştir. Kaplıca tedavisinde daha ziyade karbondioksitin etkisi önemini korur. Hipertansiyonlu hastalarda tansiyonu düşürücü bir etki oluşturur. Kan dolaşımını genişlettiğinden, kanın atardamarlar yoluyla drenajını kolay, laştırır. Sol kalp üzerinde olumlu bir etkilemeyle onu korur. Solunum hareketlerinde derinleşme ve rahatlama meydana getirir. Bronşiyal astım vakalarında müsekkin tesiri gösterir. Akciğer daralması sendromlarında ve periferik dolaşımı ilgilendiren kardiyovasküler sistem hastalıklarında, damar sertliklerinde, kan dolaşımından oluşan tıkanıklık durumlarında yararlı bir sudur.

Haymana Kaplıcası’nın kaynakları çok zengin olup, saniyede 4 litre su vermektedir. Bu özelliğiyle günde 1000 kişinin yıkanmasına yetecek kapasitededir. Kaplıcanın suyu, havuzlarda toplandığı zaman, ayrıca soğuk su ilavesine gerek kalmadan banyo alınabilir. Uzmanlar, bu niteliğinden dolayı tedavide çok iyi sonuçlar alındığını ifade etmektedirler.

1972 yılında hizmete soktuğu yeni kaplıca binasıyla ilk atılımı yapan Haymana Belediyesi, daha sonra bu hizmetlerini daha da ileriye götürerek ilçeyi modern bir tesise kavuşturmuştur. Bunu, özel işletmelerin ve kişisel girişimcilerin yatırımları izlemiştir. Belediye’ye ait kaplıca tesislerinde; tedavi amacına yönelik bölümlerin yanı sıra, bir de Fizik Tedavi Merkezi bulunmaktadır. Uzman doktorların görev yaptığı bu merkezde, hastaların sağlık sorunları büyük bir titizlikle incelenmekte ve yapılan öneriler doğrultusunda kaplıcalardan yararlanmaları sağlanmaktadır.

Haymana, konaklama sıkıntısının yaşanmadığı ender ilçelerimizden biridir. Hemen her taraf otel, motel ve pansiyonlarla doludur. Kaplıcalara yönelik akın, ilçenin daha modern otel ve pansiyonlara kavuşmasını sağlamıştır. Özellikle yaz aylarında yükselen yoğunluk, yatak kapasitesini 5000’in üzerine çıkarmaktadır. Konaklamanın yeterli olmadığı durumlarda, kaplıcanın arkasındaki geniş araziye çadır kurmak da mümkündür. Ziyaretçilerin her türlü gereksinimi ilçe merkezinden sıkıntısız karşılanmaktadır.

Konaklama konusundaki önerilere gelince; 60 odada 120 yatak kapasitesine sahip Termal Otel, Belediye Parkımın hemen yanı başında bulunmaktadır. Tek yıldızlı Cimcime Otel, 34 odada 68 yatakla hizmet vermekte ve Turizm Bakanlığı belgeli Reyhan Pansiyon ise 15 odasında 27 yatakla üçüncü sırada yer almaktadır.

Haymana’nın, direkt Ankara ile irtibatının dışında, Polatlı bağlantılı Eskişehir yönüne ve Kulu bağlantılı olarak da Konya yönüne çıkışı vardır. Düzenli ve sürekli ulaşım imkânlarından en üst derecede yararlanmak mümkündür.

Güre Kaplıcası ve Çamur Banyosu

Güre Kaplıcası ve Çamur Banyosu, Edremit ilçesine bağlı Güre beldesi sınırları içindedir. Kaplıcanın denizden yüksekliği 3 metre, denizden uzaklığı ise 300 metredir. Ege bölgesinin kuzeyinde, Truva ile başlayıp Bergama’ya kadar uzanan turistik bölgenin merkezinde, Türkiye’nin en güzel sayfiye yerlerinden olan Akçay’a 3 kilometre mesafededir. Kazdağı’nın güney yamaçlarını kaplayan zeytinlikler arasında bir sağlık ve dinlence yeridir. İlçe merkezine 12 kilometrelik bir uzaklıktadır. Çanakkale yolu kaplıcanın hemen önünden geçer.

Kükürtlü ılıca ve içmeler grubunda incelenen Güre Kaplıcası’nın suyu; sodyum sülfatlı ve hidrojen sülfürlüdür. Sodyum sülfatlı suların en tipik örneğidir. Aynı zamanda eşik değerlerin üstünde kükürtlü hidrojen bulunmaktadır. Suyun temperatürü ortalama 59°C (kaynak çıkışında 67.5°C, havuza aktığı yerde 53°C), pH değeri 8.48, radyoaktivitesi 0.3 emandır.

Banyo tedavisi; romatizma, nevrit, polinevrit, nevralji, mialji, kadın hastalıkları ve elit hastalıklarında yararlıdır. Sıcak kükürtlü su, solunum yolu hastalıklarında, siyatik, kas ve kemik ağrılarının tedavisinde etkin rol oynar. Sedef hastalığı için de tavsiye edilen bir sudur. Çamur banyosu yoluyla şifa arayanlar, çamurun benzer tedavi edici özelliklerinden yararlanırlar.

Güre Kaplıcası’nın suyunun bileşimi, bu yörenin maden suları arasında ayrıcalıklı bir değere sahiptir. Acı kalevi sular grubuna giren bu maden suyunda fazla miktarda sıcaklık ve yüksek oranda kükürtlü hidrojen bulunur. Şu halde, banyo uygulamalarında daha değişik endikasyonlar da görülecek demektir. Kükürtlü sular, özellikle iltihaplı sendromlarda önem kazanır. İltihaplı hareket sistemi hastalıklarında ve bu gruba giren romatizmalarda, deri hastalıklarında, akciğerlerin cerahatli rahatsızlıklarında, üst solunum yollarının kronik akıntılı iltihaplarında, yine kadınların kronik salpenjit ve salpenjooverit gibi rahatsızlıklarında ve karbondioksit metabolizmasının hafif düzensizlik gösterdiği hallerde, bu sulardan büyük ölçüde yararlanılır.

Türkiye’nin bu çok tutulan kaplıcasında, son derece modern tesisler iki binada toplanmıştır, iki adet genel tedavi havuzu ve yirmi iki adet sıra banyosu varır. Her türlü sosyal olanağın bulunduğu tesiste konaklamak da mümkündür. Yatak kapasitesi 200’e ulaşan otelin tüm odaları banyoludur.

Küçük Kaplıca

Küçük Kaplıca: Büyük Kaplıca ile benzer özellikler gösterir. Suyu, karbondioksitli, toprak kalevili, sülfatlı, bikarbonatlı, radyoaktif, hipertermal ve hipotonik bir sudur. Çok az miktar da demir içerir. Onun da, Doğu ve Batı kaynağı olmak üzere iki kaynağı vardır. Temperatürü 4344°C, Doğu. kaynağının radyoaktivitesi 7.67, Batı kaynağının ise 15.95 emandır. pH değerleri 5.82 ilâ 6.36 arasında değişkenlik gösterir. Doğu kaynağındaki 714 mg/lt.lik karbondioksit oranı, Batı kaynağında biraz daha fazla, 784 mg/lt.dir.

Tedavi bölümü; bir adet tedavi havuzu ile otuz üç adet sıra banyodan ibarettir. Konaklama olanakları kısıtlıdır. 18 odada ihtiyaca cevap verilmeye çalışılmaktadır. Ancak, artan yoğun talep karşısında, diğer termal tesislerde olduğu gibi, burada da genişletme ve restorasyon çalışmaları yapılmaktadır.

Bolu kaplıcaları; romatizma, nevralji, nevrit, polinevrit, siyatik ve kadın hastalıkları için önerilmektedir. İçme olarak pek kullanılmasa da, kalsiyum sülfat ve bikarbonat içerdiğinden diüretik etki gösterir. Miktar arttırılırsa (7501000 gram) daha fazla idrar atımıyla karşılaşılır. İlk saatlerde açık renkte olan idrar, sonradan koyulaşır ve kap içinde tortu bırakır. 24 saatte atılan tuz miktarı, ilk 15 gün içinde daha çoktur.

Karbondioksitli olan bu toprak kalevili. acı bikarbonatlı sular; içme tarzında kullanıldığında, özellikle karaciğer ve safra kesesi üzerinde yumuşak bir etki oluşturur. Fakat, suyun içme olarak asıl değerlendirilmesi gereken hastalık grubu böbrek rahatsızlıklarıdır. Bilhassa böbreğin ve idrar yollarının bazı iltihaplı durumlarında, taş oluşumunda ve fonksiyonel hastalıklarda değerlendirilebilirler. Dış uygulamalar bakımından bu sıcak suların sedatif etkilerinin yanında, dolaşım sistemi üzerinde meydana getirecekleri etki de göz önünde tutulmalıdır. Şu halde, bu sular bir taraftan karaciğerin, safra yollarının ve böbreklerin işleyişine etki edecektir demektir. Bir taraftan kanın bileşimini dengeli hale sokarken, diğer taraftan dış uygulamalar yoluyla periferik dolaşımı düzenleyeceklerdir. Bu sular aynı zamanda radyoaktif olduğundan, karbondioksit gazıyla birlikte inhalasyon uygulaması suretiyle de değerlendirilebilirler. Nitekim, üst solunum yollarının ve akciğerlerin sedatif etki beklenen rahatsızlıklarında, inhalasyon yöntemi etkili olacaktır. Suların az miktar demir içermesi, lokal ve genel endikasyona farklı bir özellik kazandırır. Kaplıca suyundan; sindirim, diyabet, guatr, kısırlık, diş çürümesi, nefes darlığı, astım gibi spesifik hastalıkların tedavisinde de yararlanılmaktadır.

Bolu Kaplıcalarımın denizden olan yüksekliği, tedavide ayrı bir etken olarak rol oynar. Yakınında bulunan Gölcük Gölü ve diğer doğal güzellikler, sağlık turizmi bakımından değerlendirilmesi gereken unsurlardır. İklim koşulları dikkate alınacak olursa, bölgenin çok yönlü ve gayet zengin olanaklara sahip bulunduğu görülecektir.

Karamustafa (paşa) Kaplıcası

Karamustafa (paşa) Kaplıcası: Bursa’nın Bademlibahçe sularından yararlanan kaplıcanın denizden yüksekliği 155 metre olup, Yeni Kaplıca yakınlarındadır. Bu çok önemli kaplıcanın da tarihi geçmişi hakkında değişik iddialar ileri sürülmüştür.

Prof. Dr. Nüzhet Şakir Dirisu’ya göre; bu kaplıca, 1490 yılında Sadrazam Rüstem Paşa’nın ağası Karamustafa tarafından, Prof. Dr. N. R. Belger’e göre ise; Köprülü Mehmet Paşa’nın damadı Sadrazam Karamustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Ancak, tespit edilen bir gerçek vardır ki, o da tarihi çok daha gerilere giden bir hamam enkazı üzerine yeni baştan yaptırıldığıdır.

Kaplıcanın suyu, madeni az ılıca ve içmeler grubuna girer. Bileşiminde,” bikarbonat, sodyum, kalsiyum ve sülfat bulunur. Temperatürü 58°C, pH değeri 6.6, radyoaktivitesi ise 4837 Pci/lt= 48.37 emandır. Bu durumda, radyoaktif sular grubunda değerlendirilmesi gerekir.

Banyo tedavisi; romatizma, nevralji, nevrit, polinevrit, romatoid artrit, siyatik, artroz, yorgunluk ve nekahat halleri, gut, kaynamayan kemik kırıkları, ürtiker ‘kurdeşen’, egzema ve astım gibi bazı allerjik hastalıklarda, kadın hastalıklarından aneksit, metrit, parametrit, amenore, dismenore vs. gibi hastalıklarda önerilmektedir. Özellikle, kadın hastalıklarının tedavisinde uygulanacak ‘vajen duşları”çok yararlı olmaktadır.

Bademlibahçe sularından yararlanan diğer kaplıcalarla, yani Yeni ve Kaynarca kaplıcalarıyla aynı sınıflandırmaya tabi tutulan Karamustafa Kaplıcası’nda, karbondioksit miktarı eşik değerin altında kalmaktadır. Buna karşılık radyoaktivite, bu civardaki suların içinde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Şu halde, ek endikasyon olarak, radyoaktif suların rahatlatıcı ve hormonları uyarıcı ‘Gençlik Suyu’ özelliklerinin göz önüne alınması gerekmektedir. Akciğerler yoluyla organizmaya giren bu radyoaktivitenin endokrin sistem üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır. Bu tür sular, uygulama sırasında metabolizmayı hızlandırır ve ürik asit atımını arttırır.

Kaplıcanın bir adet tarihi havuzu ve altı adet özel banyosu bulunmaktadır. Hamamın içinde, kısır kadınların çocuk sahibi olabilmeleri için, oyulmuş bir taş vardır. Su bunun dibinden kaynar. Banyoya gelenlerin çoğu kadınlardır. Kısırlığa şifalı olduğu hakkındaki söylentiler nedeniyle kadınlar, taş yalağın içine oturarak dipten kaynayan 45°C’deki sıcak suyun vajen içine girmesini sağlarlar. Radyoaktif özelliklere, haiz ve doğrudan doğruya kaynaktan gelen sıcak suyla yapılan 1520 dakikalık vajen duşu, aneksitleri ve rahim çevresindeki iltihapları giderir ve bu nedenle doğuramayan kadınların da çocuk sahibi olma şanslarını arttırır.

Karamustafa Kaplıcası’nın, 24 odada 48 yatak kapasitesiyle hizmet veren bir oteli ve yardımcı sosyal olanakları vardır. Bununla birlikte, çevrede çok sayıda bulunan normal konaklama tesislerinden de yararlanmak mümkündür.

Eski Kaplıca ve Kervansaray Termal Hotel

Eski Kaplıca ve Kervansaray Termal Hotel: Bursa’nın Çekirge semtinde, denizden 210 metre yükseklikteki bir alan üzerine kurulu, yörenin en eski tarihli kaplıcasıdır. Böyle olmakla birlikte, kaplıcanın geçmişi üzerinde araştırma yapanlar arasında ortak bir kanı oluşmamıştır.

Örneğin; Prof. Dr. Nüzhet Şakir Dirisu, ‘Hidroloji’ adlı eserinde; “Bazı yazarlar, Eski Kaplıca’nın Murat Hüdavendigâr zamanında yapıldığını iddia etmektedirler. Halbuki, soğukluk ile hamam kısmındaki sütün başlıkları Bizans eseridir. Bu başlıkların Hüdavendigâr tarafından başka yerlerden tedarik edilerek buraya konulduğu ileri sürülmekteyse de, bu kısımlar tamamen Bizans üslûbuna uygun olarak yapılmıştır. Kubbeler çok basıktır. Türk hamamlarının hiçbirinde böylesine geniş, fakat basık kubbe yoktur. Hamama Hüdavendigâr tarafından sonradan eklenen soyunma yerinin kubbeleri ise oldukça yüksektir. Bu nedenle, Eski Kaplıca’nın hamam kısmının Bizans yapısı olduğu, fakat harap bir halde ele geçen hamamın Hüdavendigâr tarafından tamir edildiği, soyunma yeri olarak da diğer iki kubbeyi ilave ettirmiş olduğu doğrudur” demektedir.

Dr. Rıza Reman ise, ‘Balneoloji’ isimli eserinde, Evliya Çelebi’nin ‘Seyahatnamesinde yazılı “Germâbe, yani kaplıcalardan biri, Gazi Hüdavendigâr Camii mahallesinde, Bursa’nın garbında bir kenarda olup, sultanı mumaileyh üzerine kagir kubbe ve rassas mugassiler bina eylemiştir. Buna Eski Kaplıca derler. Abı gayet sühunet üzeredir. Menbaında beyza vazolunsa tabheder. insana nâfi, cerep ve hakke emsali merazı defeder” sözlerini yorumlamayı tercih etmiştir. Dr. Rıza Reman; “Üçüncü Osmanlı padişahı Hüdavendigâr’ın hükümdarlığı döneminde (13591389) eski banyo ve saray enkazından istifade edilerek, esirler arasında bulunan Bizanslı mimar Hristodulos’un hazırladığı planlar mucibince Türk işçileri tarafından yapılmıştır. Bina, 1707 yılında tamir görmüş ve yıkılan camekân yeniden yapılmıştır. Bu yeni inşaatın tarihini gösteren kitabe de, arslan ağzının üstüne konulmuştur. Bu kitabede, ‘Ze tarihi germâbe bişnev cezzap, Hudaya bidih daima âbutâp’ ibaresi vardır ve hicri 1054, miladi 1707 yılını vermektedir” diyerek, bu yapının özbeöz Türk işi olduğunu iddia etmekte, eski Avrupalı gezginlerin de kaplıcayı bir Türk banyosu olarak tanımladıklarını söylemektedir.

Bursa Halkevi tarafından yayımlanan ‘Bursa Hamamları’ adlı eserde ise; Eski Kaplıca’ya yapılan ilâvelerin Hüdavendigâr tarafından yaptırılmış olduğu Bursa sicillerine dayanılarak açıklanmaktadır. Sanat Tarihi uzmanları da; harap bir Bizans kaplıcasının yerine, I. Murat (Hüdavendigâr) zamanında yaptırıldığını, çevrede bulunan Bizans yapılarından alınan sütunların, sütun başlıklarının ve diğer malzemelerin burada değerlendirildiğini ve mimarının Türk olduğunu söylemektedirler. II. Beyazıt’ın, 1511 yılında, tek kubbeyle kapatılan soğukluk bölümünü eklettiğini, 1612 yılında da, ilkin kurşunla kaplı olan çatısının kiremitle örtüldüğünü belirtmektedirler. Kaplıca; arka arkaya iki kubbe ve ikinci kubbenin güneyden ve batıdan yarım kubbelerle genişletildiği büyük bir giriş salonu halinde, camekân, soyunma yeri ‘Apoditarium’, buna bitişik ve duvarlara dayanan sekiz sütun üzerine bir. kubbe ile örtülü soğukluk ‘Tepidarium’ ve sıcak su havuzunun bulunduğu sıcaklık ‘Caldarium’dan ibarettir. Buradaki kubbe, kare bir alanın ortasında sütunların ve yuvarlak kemerlerin meydana getirdiği sekizgen üzerine oturmakta olup, köşeler eksedralarla doldurulmuştur. Bütün kubbelerin ortasında aydınlık feneri olup, soğukluk ve buna bitişik camekân kubbesi altında birer fıskiyeli havuz bulunmaktadır., Günlük 600 kişinin yararlanabildiği kaplıcanın büyük havuzuna sular bir arslan ağzından akar.

Eski Kaplıca, 1988 yılında, Kervansaray oteller zinciri tarafından satın alınmış ve tarihi özellikleri korunarak restore edildikten sonra, Türkiye’de eşi olmayan bir termal sağlık tesisi haline dönüştürülmüştür. Çekirge Vakıfbahçe kaynaklarından beslenen suyu, kalsiyum ve sodyum bikarbonattı, oligometalik bir sudur. Temperatürü 45°C, radyoaktivitesi 25.7 eman, pH değeri 7.4’tür.

Banyo tedavisi; romatizma, nevralji, nevrit, polinevrit, romatoid artrit, siyatik, artroz, yorgunluk ve nekahat halleri, gut, kaynamayan kemik kırıkları, egzema ve astım gibi bazı allerjik hastalıklar ile kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.

Kervansaray Termal’de, uzman doktorların yönetiminde, hastaların kür öncesi ve sonrası gereken tüm tahlilleri, en gelişmiş cihazlarla donatılmış bir biyokimya laboratuvarında yapılabilmekte, her türlü görüntülü film çekilebilmektedir. Kaplıca tedavisi sırasında, fizik tedavi ünitesinden yararlanmak isteyenlere de, uzman fizyoterapistler yardımcı olmaktadır. Sağlık kompleksinde ayrıca bir Hidroterapi merkezi de bulunmaktadır.

Kervansaray Termal Hotel ise; 211 odada 435 yatak kapasitesiyle hizmet vermektedir. Ayrıca 13 suit odası da vardır. Beş yıldızlı konaklama hizmetlerinin dışında şifalı termal suyun özelliklerinden yararlanılarak verilen sağlık hizmeti, otelin en büyük özelliğini oluşturmaktadır. Otelde, tedavi ünitelerine ek olarak; termal sulu açık ve kapalı yüzme havuzları, jimnastik salonu, sauna, Türk hamamı, solaryum ve diğer sosyal ve sportif aktivite olanakları mevcuttur.

Çekirge Kaplıcaları

Bursa’nın Çekirge semtinde yer alan kaplıcaların tümü bir başlık altında toplanmış ve değerlendirilmiştir. Çekirge bölgesinin şifalı suları Vakıfbahçe kaynaklarından gelir. Yörede çok sayıda konaklama tesisi bulunur ve bu tesislerin su banyoları ve diğer kaplıcalar hep bu kaynak sularıyla beslenir. Çekirge semtinin denizden yüksekliği ortalama 220 metredir.

Çekirge kaplıcalarının zengin ve derin bir tarihi vardır. Ancak bu konuya girmeden önce, halk arasında yaygın olan yöresel bir söylenceden bahsetmemiz doğru olacaktır.

Söylence, kaplıcaların nasıl olup da ortaya çıktığı ve neden sularının sapsarı aktığı hakkındadır. Dilden dile, kuşaktan kuşağa anlatılanlara göre; Çekirge’nin yamaçlarında yaşlı bir kadın, sarı saçlı kızı ve bir ineği ile birlikte yaşarmış. Uludağ’ın eteklerindeki yemyeşil bahçelerde koşup oynayan, gönlünce eğlenen Sarı Kız’a bir süre sonra gaibden sesler gelmeye başlamış. Ses, “Harlıyarak mı geleyim? Gürleyerek mi geleyim?” diye sürekli sorup duruyormuş. Bu ısrarlı soru karşısında Sarı Kız, bir gün dayanamamış ve “Harlıyarak gel!” diye yanıt vermiş. Çok geçmeden kayalardan harlıyarak sular akmaya başlamış ve Sarı Kız’ı da önüne katarak sırlar âlemine almış götürmüş. Sarı Kız’ın yüreğinin ateşiyle sıcak akarmış bu sular ve sapsarı rengini de genç kızın saçlarından almışmış. O tarihten sonra kaplıcaların sularından şifa bekleyenler, kaplıcaya girdiklerinde “Arılık, duruluk, Sarı Kız’ın aşkına bir cum!..” derler ve üç kez suya girip çıkarlarmış. Bu şekilde davranmayanların suların şifasından yararlanamayacaklarına inanılırmış.

Çekirge bölgesi kaplıcalarının Roma lmparatorluğu’nun ikiye bölünmesinden çok önce de işletildiği, araştırmacılar tarafından kesin olarak tespit edilmiştir. Bu kaplıcaların daha sonra Bizanslılar tarafından ele alındığı, hatta 525 yılında Bi’ zans İmparatoru Justinianos’un, eşi Theodora ve dört din görevlisiyle birlikte Çekirge hamamlarına gelip yıkandıkları bilinmektedir. Daha sonra bu kaplıcalar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından geliştirilmiş ve yeni yapılan eklerle daha sosyal bir içerik kazanmıştır. Bölgede yapılacak kısa bir gezinti, kaplıcaların halen o zamanların kalıntılarını taşıdığını gözler önüne serecektir.

Bursa Halkevi tarafından yayımlanan ‘Bursa Hamamları’ adlı eserde; Çekirge Hamamı diye anılan kaplıcanın, 1316 yılında, evliya mertebesine ulaşmış bir kişi tarafından yaptırılıp bağışlandığı ve bu bağışın sicil kayıtlarına (Bursa sicilleri 231 Shf.25) işlendiği belirtilmektedir. Yine aynı eserde; 1486 yılında, Bursa’nın Koca Embiya mahallesinde ‘Selvinaz’ adıyla anılan Tavettin lbrahimoğlu Mevlana isimli alim bir kişinin bulunduğu ve onun adına açılan ünlü Selvinaz Banyoları’nın bu tarihle bağlantılı olduğu yazılmaktadır. Kitapta ayrıca; bugün Termal Hotel Gönlüferah ismiyle faaliyet gösteren modern tesisin de, aynı adı taşıyan çok eski bir kaplıcanın yerinde kurulduğu bildirilmektedir.

Atatürk tarafından yaptırılan Çelik Palas Oteli’nin banyoları da, daha önce belirttiğimiz gibi, bu Vakıfbahçe sularıyla beslenmektedir. Bu sular borularla direkt olarak bağlanmışsa da, yollarda sıcaklığından 12°C kaybetmektedir. Çelik Palas’ın büyük havuzu ‘Pisine’, tarihi Türk hamamlarının tipik bir örneğini temsil etmektedir.

Bu arada, aynı semtte bulunan Askeri Hastane ‘Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nin, yurdumuzun modern termal tedavi tesislerinden biri olduğunu da belirtmek gerekir. ‘Girme’ yöntemiyle toplanan Vakıfbahçe sularının ve mevcut kaçak kaynakların değerlendirildiği bu sular, bölgede birkaç hamamda, Horhor Hamamı, Cıkcık Hamamı ve Balçık Hamamımda kullanılmaktadır.

Çekirge Kaplıcası’nın kadınlara mahsus bölümünün içinde, bir büyük havuz ve bir de arslanağzınm önünde dörtköşe küçük bir havuz vardır. Çocuğu olmayan kadınlar tarafından çok rağbet gören bu havuzda kadınlar, küçük havuzu* n altındaki deliği açarak cinsel organlarını suyun karşısında tutarlar. Böylece, az bir basınçla gelen su vajen içine girer. Ortalama 200300 litre hacmindeki kaplıca suyu, vajen içinden geçerek annekslerdeki ve rahim çevresindeki iltihapları giderir. Hastalıktan kurtulan kadın, banyoya bir süre daha devam ettikten sonra çoğu kez çocuk sahibi olabilmektedir.

Halk, bu durumu öteden beri kaplıcayı yaptıran evliyanın kudretine bağlamaktadır. Bu nedenle, önce hamamdaki ‘Evliya Kurnası’nda yıkanmak ve ‘Çekirge Sultanımın ayağının bastığı yer olarak bildirilen bir taşın içindeki sudan üç yudum içmek âdet olmuştur. Oysaki, bütün keramet küçük havuzun önünde durularak yapılan vajen duşundadır. Kadın hastalıklarının tedavisinde büyük şöhrete ulaşan Fransa’nın Lüksöy kaplıcasında yapılan tedavi de, bu kadar basit bir yöntem olmamakla birlikte, aynı tarzda uygulanan vajen duşudur.

Çekirge Kaplıcası’nda kullanılan sular, madeni az ılıca ve içmeler grubuna dahil, bileşiminde bikarbonat, kalsiyum, magnezyum ve sülfat bulunduran sulardır. Bu bölgedeki şifalı suların, diğer kaynaklarda olduğu gibi, teknik niteliklerinde belli başlı bir farklılık yoktur. Kaynakların temperatürleri 3845°C arasında, radyoaktiviteleri 33 eman, pH değerleri 7.4 civarında oynamaktadır.

Kaplıcanın suyu; kronik romatizma, nevralji, nevrit, polinevrit, romatoid artrit, siyatik, artroz, yorgunluk ve ateşli hastalıklar sonrasındaki nekahat dönemi, gut, şişmanlık, kaynamayan kemik kırıkları, egzema ve astım gibi bazı allerjik hastalıklar, kadın hastalıklarından aneksit, metrit, parametrit, amenore, dismenore hallerinde tavsiye edilmektedir.

Çekirge sularının içimi halinde diüretik etki de görülür. Sabahleyin aç karnına 5001000 gram su içildiğinde, ilk bardaktan itibaren yarım saat sonra idrar gelmeye başlar, idrarın dansitesi düşüktür. Çıkan idrar miktarı, içilen sudan daima 150200 gram fazla olur. İdrardaki klorür, üre ve ürik asit. miktarı çok azdır. Fakat 24 saat içinde çıkan idrardaki bu tuzların toplamı daima yüksek oranlardadır. Geceleri gelen idrarda, fosfat, oksalat ve ürat tuzlarının çoğalmış olduğu görülür. Bu yüzden halk arasında Çekirge sularının kum yaptığına dair bir inanış vardır. Oysaki, bu sular kum yapmaz, aksine vücut hücreleri içindeki kumları harekete geçirerek dışarı atar. Nitekim, 1520 günlük bir tedaviden sonra idrar berraklaşır, kum artık görülmez olur. Suların sıcakken içimi hoş ve kolaydır, soğudukça kireçli su tadını alır.

Kestanbolu Kaplıcası ve Çamuru

Çanakkale’nin Ezine ilçesindeki Kestanbolu Kaplıcası ve Çamuru ise, ilin en önemli termal tesisidir. İlçe merkezine 15 kilometre kadar uzaklıkta, güneybatı yönünde, eski Kestanbol kenti yıkıntılarının yer aldığı aynı adı taşıyan köydedir. Kaplıcanın bulunduğu yer, palamut ağaçlarıyla kaplı olup, 3 kilometre uzaklıkta görünen denize karşı çok güzel panoromik bir manzaraya sahiptir.

Çanakkale’ye 65 kilometre uzaklıkta olan Kestanbolu Kaplıcası, yurdumuzun tarihi en eski kaplıcalarından biridir. Kaplıcanın yanında bulunduğu antik kent, tarihte ilk kez Antigones tarafından yapılmış, sonra Büyük İskender tarafından büyütülerek güzelleştirilmiş ve Troa adını almıştır. Kent Romalıların eline geçince, yakınında bulunan kaplıcada banyolar ve tedavi üniteleri kurulmuştur. Zamanla harap olan kaplıca, 1900 yılında yeniden imar edilmiş ve I. Dünya Sava-şı’nda tamamen yanmış, o zamandan bu yana da istenilen düzeye bir türlü ulaşamamıştır. 1935 yılında Ezine Belediye-si’nce tekrar ele alınan kaplıcada günbegün olumlu adımlar atılmasına başlanılmıştır.

Sodyum klorürlü ‘tuzlu’ sular grubunda incelenen Kestanbolu Kaplıcası’nda altı kaynak bulunmaktadır:

a) Ana kaynak= 52 adet küçük kaynak suyunun kapte edilmesiyle oluşmuştur. Sodyum klorürlü, radonlu ve demirlidir (6.25 mg/lt). Temperatürü 67°C, radyoaktivitesi 26.83 eman, pH değeri 5.92’dir.

b) II. kaynak= Sodyum klorürlü, radonlu ve demirlidir. (5.00 mg/lt) Temperatürü 47°C, radyoaktivitesi 23.18 eman, pH değeri 6.16’dır.

c) Çamur suyu= Sodyum klorürlü, demirli, karbondiok-sitli ve radonludur. Temperatürü 68°C, radyoaktivitesi 40.03 eman, pH değeri 5.68’dir.

d) Kadınlar hamamı= Tarihi hamamın asıl kaynağını teşkil etmektedir. Sodyum klorürlü ve demirlidir. Temperatürü 31°C, radyoaktivitesi 4.48 eman, PH değeri 6.62’dir.

e) Göz suyu= Sodyum klorürlü ve kalsiyumludur. Temperatürü 21UC, radyoaktivitesi 2.44 eman, pH değeri 6.94’tür.

f) Talî kaynak= Pek önemi olmayan ve debisi çok az olan bu kaynak, şu anda kullanılmamaktadır.

Banyo tedavisi ile; her türlü romatizmalar, nevrit, poli-nevrit, kadın hastalıkları ile geç kaynayan kırık vakalarında ve eklem yapışıklıklarının erken açılmasında ideal bir kaplıcadır. Demir ve kalsiyum iyonlarının bulunuşu, bu hastalıkların nekahat dönemlerinde vücudu kuvvetlendirmesi ve kemiklerin kalsiyum metabolizmasını düzene koyması açısından suya ayrı bir özellik kktar. Raşitik ve adenitli hastalara ılık banyo yaptırılması, solunum yolu hastalıklarında serpin-tileme uygulaması çok iyi gelir.

Tuzlu sular grubuna dahil bu tür maden sularında; yüksek sıcaklık, radyoaktif emanasyonlar ve demir bulunmaktadır. Suların bu nedenle birçok açıdan değerlendirilmesi mümkündür.

Bilindiği gibi tuzlu sular, banyo uygulamaları tarzında kullanıldığında, bazı iltihabi durumlarda etkili olurlar ki, bu özelliğe ‘rezolutif etki’ adı verilir. Bu nedenle, kadınlarda ge-nital organların kronik iltihaplarında, lokomotör sistemin bazı süprasyonlarında, drenaj temin edildikten sonra travmatik nedenlere bağlı kaynaması gecikmiş kırıklarda, yine travmaya bağlı romatizmal sendromlarda, küçük çocukların lenf bezlerinin şişmesinde, kemik tüberkülozunun bazı şekillerinde, üst solunum yollarının spazmodik astmatiform send-romlarında değerlendirilebilir. Üst solunum yollarının yukarıda sözü edilen hastalıklarında, uygulamalar sırasında alman radyoaktif emanasyonların tesirinin arttırılmasının istendiği hallerde, inhalasyon uygulamaları yapılmak suretiyle, suyun içeriğindeki gazların daha yoğun bir şekilde organizmaya dahil edilmesi sağlanır. Suya bazı reçineli maddelerin eklenmesiyle, üst solunum yolları üzerindeki spazm çözücü etki çok daha hızlandırılabilir. Ayrıca, aerosol uygulamaları tarzında ve antibiyotikler katılarak bu tür tuzlu ve fazla radyoaktifli suların üst solunum yolları ve akciğerler üzerinde çok yararlı bir tedavi aracı olarak kullanılması iyi olur.

Çamur banyosu ve inhalasyon uygulamalarıyla tanınan Kestanbolu Kaplıcası, bu yörenin en önemli sularından biri olarak kabul edilmektedir. Ancak, çok daha modern cihazlara ve yeni bir görünüme kavuşturacak modern tesislere gereksinim vardır. Sadece suların değerlendirilmesi bu konuda yeterli olmayacaktır. Debisinin çok fazla olması, yapılacak çok değişik uygulama tarzlarının gerçekleştirilmesini sağlayacaktır. Yakınında bulunan radyoaktif çamur platformları dikkate alındığında, bu uygulamaların daha da zenginleşeceği kesindir. Bölge, üzerinde gayet ciddi çalışmalar yapılması gereken ve Avrupa ülkelerindeki benzer sularla yürütülecek rekabette her zaman için bir adım öne geçebilecek bir potansiyele sahiptir.

Kaplıcanın; kadın ve erkeklere ait olmak üzere, iki adet tedavi havuzu, beş adet özel banyosu ve bir Fizik Tedavi Ünitesi vardır. Yardımcı tesisler açısından hiçbir sıkıntı yaşanmamaktadır. Konaklama olanakları gün geçtikçe arttırılan kaplıcada, 100 yatak kapasitesiyle hizmet veren bir de otel mevcuttur.

Balçova Kaplıcaları

Balçova Kaplıcaları, Türkiye’nin en büyük ve en modern tesislerinden biri, belki de birincisi, Balçova’da, Çeşme yolu üzerinde, eskinin ünlü İnciraltı plajlarına giden yolun tam karşısına düşen da.ğın eteğindeki bir dere yatağındadır. Balçova Kaplıcaları diye bilinen bu kaplıcaların tarihi ve ünü çok eskilere gitmektedir. Strabon ve daha birçok tarihçi ve gezgin, bıraktıkları eserlerde Agamemnon Kaplıcalan’ndan söz etmişlerdir.

Tarihi kaynaklara göre; romatizma ve siyatikten aşırı derecede rahatsız olan zamanın Akad’lar kralı, derdine deva bulmak amacıyla bazı kişileri görevlendirir. Bunlar arasından Agamemnon adındaki komutan, İzmir’Symra’yakınlarında bir kaplıca kaynağı olduğunu ve burada banyo yapıldığı zaman romatizma ve siyatikten kaynaklanan rahatsızlıkların sona erdiğini söyler. Kral, kaplıcada tedavi olmayı kabul eder ve banyo almaya başlar. Kısa bir süre sonra da şikâyetçi olduğu tüm hastalıklarından kurtulur. Sağlığına tekrar kavuşmasına yardımcı olan ve kendisine şifalı suları öneren Agamemnon’a ödül olarak hem kızını, hem de kaplıcayı verir. Agamemnon bu kaplıcayı ölünceye kadar çalıştırır. Ancak öldükten sonra kaplıca yavaş yavaş unutulur ve bir süre sonra da harap olur yıkılır. 1763 yılında Elfons Meil adındaki bir Fransız, tarihi kaynaklar üzerinden hareket ederek kaplıcayı yeniden ortaya çıkarır ve kaplıca üzerinde yeni tesislerin kurulmasına, o zamanın yöneticilerini ikna etmek suretiyle ön ayak olur. Yakın tarihlere kadar kaplıca üzerinde beş katlı konaklama tesislerinin bulunduğu, birçok yerli ve yabancı romatizmalı, siyatikli hastanın burada tedavi edildiği, günümüze dek ulaşan belgelerden anlaşılmaktadır. Ancak, tarihi kayıtların günbe gün çoğalması ve farklı geçmişlerin ortaya dökülmesi, bu geçmişler üzerinde yeni yorumların yapılmasına ve kaplıcanın bilinen tarihinden çok daha farklı öykülerin ortaya atılmasına neden olmuştur. Örneğin; M.Ö.310290 yıllarına dayandırılan yeni bir belgede, “…Akad’ların başkomutanı Agamemnon, bu kaplıcalara Truva Savaşı dönüşü İzmir’e geldiğinde uğramış, çamur banyosu ve şifalı sular kendisini ve askerlerini iyileştirince, sonradan adıyla anılacak ilk tesisleri yaptırmıştır.” denilmektedir.

Balçova ilçesinde 1980’li yıllarda yapılan sondaj çalışmaları, 100 metre derinlikte, 124°C sıcaklıkta su ve su buharının bulunduğunu haber vermiştir. 1983 yılı başından itibaren 150 metre derinliğe kadar inilmiş ve açılan 14 kuyudan gerçek rezervi tespit etmek mümkün olabilmiştir. Bu rezervin 70100.000 konutun ısıtılmasını sağlayacak büyüklükte olduğu görülmüştür.

Deniz seviyesinden 25 metre yükseklikte olan Balçova yöresinin çam ağaçlarıyla örtülü olması, hastaların bol bol temiz hava solumalarına ve olağanüstü bir panaromaya bakarak hoşça vakit geçirmelerine yardımcı olan etkenlerdir.

Madeni az ‘oligometalik’ sular sınıfında incelenen Agamemnon Kaplıcalarımın suyu; sodyum bikarbonatlı, klorürlü ve kalsiyumludur. Temperatürü 62°C, radyoaktivitesi 0.28 eman, pH değeri 6.45’tir. Bu suların iki özelliği dikkati çeker ki, birincisi hafif bikarbonat ve tuz içermeleri, ikincisi termalitelerinin yüksek olmasıdır. Bu bileşimiyle sodyum bikarbonatlı, yani alkalik bikarbonatlı sular grubuna da girmektedir. Total mineralizasyonu, bileşimine tuz karışmasına rağmen 1 gramı ancak geçmektedir. (1.369 gr/lt) Şu halde, oligometalik maden sularının özelliklerine göre de değerlendirilmesi gerekecektir ki, doğrusu da budur.

Banyo ve çamur tedavisinden; romatizma, nevralji, nevrit, polinevrit ve kadın hastalıklarıyla seboreik dermatozlar yararlanırlar. İçme olarak kullanıldığında ise; mide, bağırsak, karaciğer ve safra kesesiyle ilgili sistemlerin salgısını az da olsa uyaracak bir etki gösterir. Bileşiminde çok az miktarda bulunan serbest karbondioksitin içime yardımcı olacağı düşünülmemelidir. İçme suyu olarak kullanılmak istendiğinde, yapay olarak karbondioksit gazının bileşime katılması yoluna gidilmelidir. Suyun bileşimindeki tuzların az miktarda bulunması nedeniyle sofra suyu olarak değerlendirilebilecek bir sudur. Fakat, sıcaklık derecesinin yüksekliği göz önüne alınacak olursa, banyo olarak değerlendirilmesinin daha doğru olacağı sonucuna varılır. Banyo uygulamalarında, sedatif ve rezolutif etkisinden yararlanılır. Özellikle, lokomotör siste, min. ağrılı hastalıklarında ağrı dindirmek ve sertleşen hareketleri yumuşatmak gayesiyle kullanılabilir. Yine, havuz içinde grup halinde yapılacak olan uygulamalarda debisinin.fazla olması (26 İt/sn) dikkate alınmalı ve bu yönüyle de değerlendirilmelidir.

Balçova Termal Tesisleri: Termal hizmetin yanı sıra, gerek Deve Dağı ile Kaya Tepesi’nin yamaçlarında, gerekse Ilıca Deresi boyunca uzanan yemyeşil ormanlık arazide yürüyüş ve bakir doğa içinde farklı geziler yapmak olanağını da sağlar. Tesis, gerek tedavi kapasitesi, gerek uygulanan programlar bakımından Türkiye’de ilk sırada yer alır. Genellikle tedavi amacına yönelik kullanılan tesiste, geniş kadrolu bir sağlık ekibi, Fizik Tedavi Merkezi’nin farklı ünitelerinde görev yapar. Bu ünitelerde uygulanan tedavi tür ve yöntemleri şunlardır:

a) Balneoterapi: Mineralli ve sıcak su banyolarıyla yapılan tedaviler,

b) Elektroterapi: Alçak, orta ve yüksek frekanslı akımlarla ve ultrason cihazlarıyla yapılan tedaviler,

c) Aktinoterapi: IR. ve UV. ile görünür ışın kümeleriyle yapılan tedaviler,

d) Kineziterapi: Bireysel veya grup halinde, su içi egzersizleri tarzında yapılan tedaviler,

e>Masaj: Genel ya da lokal, elle yapılan masaj tekniklerinin uygulandığı tedavileri kapsamaktadır. Bunların yanı sıra hastalar, hidroterapi, su altı masajları, basınçlı duş, parafin banyoları, jakuzzi, rehabilitasyon, acil yardım ve erken teşhis gibi hizmetlerden de yaralanırlar.

Bu uygulamalar yardımıyla; romatoid artrit, akut eklem’ romatizması, psoriatik artrit, sjogren ve Behçet hastalığı, yumuşak doku romatizması, artroz gibi romatizmal hastalıkların her türü, ortopedik ve nörolojik rahatsızlıklar için rehabilitasyon, ürojenital problemler, sırt ağrıları, safra kesesi rahatsızlıkları, bel ve boyun kireçlenmeleri, iltihabi eklem hastalıkları, gut, çocukluk yaşı romatizmaları, baş ağrıları giderilmekte, şişmanlar için sağlıklı zayıflama programları uygulanmakta, erken teşhise yönelik araştırmalar yapılmaktadır. Tesiste, sübjektif ve objektif muayene kriterleriyle konulan tanılar sonucu hasta, kişiye özel programa alınmakta ve rehabilitasyon prensiplerine ve uygunluğuna göre tedavi cihetine gidilmektedir.

Doktor önerisine göre uygulanan 15 ya da 21 günlük kürler sonunda, hasta hem hastalığından kurtulmuş olmakta, hem de böylesine güzel ve ideal bir ortamda eskisine nazaran çok daha zindelik kazanmaktadır.

Aynı kompleks içinde yer alan üç yıldızlı Balçova Termal Hotel ise, hem konaklama (215 odada 435 yatak ve 2 kral dairesi), hem de ortak termal hizmeti vermektedir. Rehabilitasyon merkezinde yer alan uzman kadro (fizik tedavi, romotolog, dahiliye doktorlarıyla, fizyoterapist, masör ve masözler, hidroterapi ve röntgen teknisyenleri vs.) her bir hasta için ayrı olarak planlanan uygulamalar ve bilimsel veriler doğrultusunda şikâyetlerini gidermeye çalışmaktadır.

Şifalı sular açısından zengin illerimiz arasında bulunan İzmir’de, Balçova ilçesinin yerli ve yabancı turistlerin gözde tatil yörelerinden biri haline gelmesi, bölgede yeni termal otellerin açılmasını da teşvik etmiştir. Beş yıldızlı Thermal Princess Hotel de aynı amaçlarla faaliyete geçirilen tesislerden biridir. 300 odada 600 yatak kapasitesiyle (ayrıca 10 süit ve 2 kral dairesi de bulunmaktadır) hizmet veren tesiste, termal içerikli açık ve kapalı yüzme havuzları, fizyoterapi ve genel sağlık sorunlarıyla ilgilenen uzman kadrosuyla, konaklamanın yanı sıra kaplıca tedavisi ve rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanılmaktadır.

Kategoriler