İZMİR
Ege’nin incisi güzel İzmir, şifalı sularıyla Türkiye’nin en başta gelen illeri arasında yer alır. Gerek nicelik, gerekse ni¬telik bakımından birbirinden değerli kaplıca, içme ve çamur banyolarına, doğal kaynak sularına sahiptir. Bunlar, sadece birer şifa kaynağı olarak değil, aynı zamanda bölge ve ülke ekonomisine katkıda bulunan birer turizm merkezi olarak fa¬aliyet gösterirler.

İzmir, diğer bazı illerde olduğu gibi, hemen her ilçesin¬de birden fazla şifalı su kaynağına sahip ender illerimizden biridir. Başı çeken ilçeler arasında Dikili ilçesi yer alır.
Dikili Kaplıca ve Çamur Banyoları: İlçeye 5 kilomet¬re uzaklıkta, kuzeydoğu yönündedir. Süifatlı sıcak maden su¬ları kapsamında incelenen bir suya sahiptir. Tesis; asıl kaplı¬ca ve hemen yanında yer alan çamur havuzlarından meydana gelir. Romatizmal hastalıklardan şikâyetçi olanlar, çamur banyosunun ardından kaplıcaya girip yıkanırlar. Banyo teda¬visi; kalp-damar, karaciğer ve safra kesesi rahatsızlıklarına, beslenme bozukluklarına iyi gelir.

Nebiler Kaplıcası: Dikili’nin 12 kilometre kuzeyinde-dir. Suyu sülfat ve bikarbonat içerir. Mide, bağırsak, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarının tedavisinde, beslenme bozuk¬luklarının giderilmesinde çok yararlıdır.

Kaynarca Kaplıcası ve Çoban Kaplıcası gibi yerel kaplıcalara da ev sahipliği yapan Dikili ilçesinde en rağbet gören şifalı su kaynağı ise Bademli Kaplıcası’dır. ilçenin 15 kilometre güneyinde, Bademli köyü yakınlarında, deniz kena-rındadır. Sodyum klorür içeren sıcak suyu; solunum yolları, kalp-damar ve romatizmal hastalıklarda önerilir.

İzmir’in şifalı su kaynakları bakımından zengin ilçele¬rinden biri de Seferihisar’dır. İlçenin 15 kilometre güneydo¬ğusundan başlayıp aynı yönde uzanan ve Karakoç Deresi adı verilen vadide, çok sayıda şifalı su kaynağı bulunmaktadır. Bu kaynaklar, Seferihisar Kaplıca ve İçmeleri başlığı altın¬da üç ana grup halinde incelenen sulardır.

Birinci gruba dahil kaynakların hepsi Cuma Ilıcaları adını alır. Bu ılıcaların başlıcaları şunlardır:

Cumalı Kaplıcası: Seferihisar’a 10 kilometre uzaklıkta, Cumalı köyündedir. Sodyum klorür ve demir içeren suyunun bileşiminde aynı zamanda serbest karbondioksitte bulunur.

Temperatürü 58°C, radyoaktivitesi 0.92 eman, pH değeri 6’dır. Çok basit tesislerin bulunduğu ılıca, çok eski tarihler¬den bu yana bölge halkı tarafından kullanılmaktadır. Bir adet genel tedavi havuzuyla bir dizi sıra banyoya sahiptir.

Ahmetçi Kaplıcası: Cuma Ihcası’nın 100 metre güne-yindedir. Aynı özelliklere sahip bir ılıcadır. Yani, sodyum klo-rürlü, demirli ve karbondioksitlidir. pH değeri 5.58’dir. Su iki kaynaktan çıkar. Birinin temperatürü 55°C, diğerinin 57°C’dir. Demir içermesi nedeniyle, suyun aktığı yerlerde kırmızı pas

renginde bir tortu bırakır.

Uyuz Hamamı: Yakın yörede bulunan bir diğer şifalı su kaynağıdır. Burada sular birkaç yerden birden kaynar. Bu su¬yun da içeriğinde 0.005 gram demir bulunduğundan, aktığı yerlerde pas renginde tortu bırakır.

Gelinboğan Kaplıcası: Sodyum klorür ve demir içeren suyuyla bir başka şifa kaynağıdır. Temperatürü 69°C, radyo¬aktivitesi 2.97 eman, pH değeri 6.02’dir. Uyuz Hamamı’nın bi¬raz ilerisinde yer alır. Ancak, bu kaplıcanın suyundaki demir miktarı diğerlerine göre daha azdır.

Yukarıda sözünü ettiğimiz dört kaplıcadan oluşan Cu¬ma Ilıcaları; aşağı yukarı aynı özellikleri taşımaktadır. Bu su¬ları diğer Seferihisar kaynaklarından ayıran, oranları çok yük¬sek olan toplam mineralizasyonlarıdır. Bu nedenle kuvvetli tuzlu sular grubuna girmektedirler. Sodyum klorür miktarı litrede 18 gram seviyesinde olup, termaliteleri 55-70°C ara¬sında değişmektedir. Bu kaplıcaların suları, en güzel dış uy¬gulama tarzında değerlendirilirler. Son zamanlarda bazı kap¬lıcalarda görülen deniz suyunu ısıtmak suretiyle banyo uygu¬lamalarında kullanma eğilimi burada söz konusu değildir. Bu kaynak suları, doğal termalitelere ve dengeli tuz oranlarına sahip kaynaklardır. Banyo uygulamalarında olduğu kadar, çok geniş ve üstü açık havuzlarda yapılacak kürlerle daha da

değerli hale gelebilirler.

Bu sular, kitabımızın ikinci bölümünde değindiğimiz tuzlu maden sularının özelliklerini ve endikasyonlarını çok geniş ölçüde gösterirler. Özellikle, kronik iltihaplı vakalarda rezolutif etkilerinin ön plana çıkmasıyla dikkati çekerler. Hi-postenik mideler için yemeklerden bir saat önce bir bardak içmek çok yararlı olur. Uzun süre devam eden nezlelerde la-vaj uygulaması, kronik boğaz iltihaplarında ise gargara iyi gelir. Kanser ve tüberküloz vakalarının dışında, solunum yol¬ları hastalıklarında, astım hastalığında serpintileme çok iyi sonuç verir. Banyo uygulaması; romatizma, nevralji ve özel¬likle nevrit ile polinevrit tespitlerinde, az basınçlı duşla bir¬likte eski sağlığın kazanılmasını hızlandıracaktır. Kaynaktan elde edilecek çamurun hasta -/erlere uygulanması, ayrıca ya¬rarlı olacaktır.

Bu kaplıcaların sularıyla içme tedavisi pek uygulanmaz. Banyo olarak; her türlü romatizma ve deri hastalıklarından başka, üst solunum yollarının spazmodik sendromlarında, travmatik nedenlere bağlı, kaynaması gecikmiş kırıklarla ke¬mik sisteminin bazı hastalıklarında, osteitlerde, eklem ilti¬haplarında, kadınlarda genital organların kronik iltihapların¬da ve işlev bozukluklarında, bu sulardan en üst derecede ya¬rarlanılır.

Bölgede yer alan birçok yardımcı tesis, kaplıcalardan yararlanmakta olan hastaların sosyal gereksinimlerini karşı¬lamaya yetecek düzeydedir. Ayrıca, pek modern olmasa da, yöre şartlarına göre yeterli seviyede pek çok otel, motel, pan¬siyon gibi konaklama tesisi mevcuttur. Bölgenin aynı zaman¬da sayfiye yeri olması, yaz sezonu boyunca çok sayıda çadı¬rın kurulmasına olanak vermektedir.

İkinci gruba dahil kaynaklar ise; Doğanbcy Kaplıcala¬rı adıyla anılırlar. Seferihisar’ın 15 kilometre güneydoğusun¬da, Cuma Ilıcalan’nm güneyindedir.

Buradaki kaynakların denize uzaklığı 1.5-2 kilometre¬dir. Sayıları 60’a ulaşan bir sürü küçük kaynağın birleşmesin¬den oluşmuştur. Kaplıcadan çıktıktan sonra, tek bir dere ha¬linde denize akarlar. Bu kaynakların en sıcağı 76°C, en soğu¬ğu ise 53°C’dir. Sodyum klorürün yanı sıra bromür de içerir¬ler. Radyoaktiviteleri 1.24 eman, pH değerleri 7.14’dür. Litre¬de 6.5 gram tuz içerdiklerinden, içme tarzında kullanılmala¬rı halinde, biraz daha sert olmakla birlikte bundan önceki grubun endikasyon özelliklerini gösterirler. Sıcaklıklarının yüksek olması/dış uygulamalarla değerlendirilmeleri gerekti¬ğini gösterir. Romatizma ve eklem kireçlenmelerinde, ameli¬yat sonrası rehabilitasyon çalışmalarında etkin sulardır.

Üçüncü grup kaplıcalara gelince, bunlar daha j .meyde yer alırlar. Sırasıyla;

Karakoç Kaplıcası: Kavaklıdere köyündedir. Köy biti¬şiğinde yer alan bu kaplıcayı besleyen sular; sodyum klorür-lü ve bikarbonatlı sular sınıfında değerlendirilmiştir. Tempe-ratürü 64°C, radyoaktivitesi 1.74 eman, pH değeri 6.54’dür. Banyo tedavisi; romatizma, deri hastalıkları ve raşitizm üze¬rinde, içme tedavisi ise; mide ve bağırsak rahatsızlıkları, ile beslenme bozuklukları üzerinde etkilidir. Yöre halkı, kan çı¬banlarının tedavisinde bu kaplıcanın sularından büyük ölçü¬de yararlandıklarını söylemektedirler.

Karakoç Çamur Suyu: Aynı kaynaktan beslenir. Sod¬yum klorür oranı yüksek, temperatürü 43°C, radyoaktivitesi 7.65 eman, pH değeri 7.24’dür.

Karakoç Açık Kaynak: Sodyum klorürün yanı sıra bro¬mür de içerir. Temperatürü 58°C, radyoaktivitesi 2.7 eman, pH değeri 6.9’dur.

Yukarıda sıraladığımız kaynak sularının bileşiminde, litrede 5 grama yakın sodyum klorür bulunmaktadır. Bu yoğ¬unluktaki tuzlu sular, başta mide ve bağırsak sistemi olmak üzere, karaciğer, safra kesesi ve diğer salgı bezleri üzerinde sökresyonu ve motiliteyi arttırıcı etki gösterirler. Bu nedenle laksatif ve müshil etkileri güçlüdür. Yüksek sıcaklıkları göz önüne alındığında, dış uygumalarda rahatlıkla kullanılabile¬cekleri ortaya çıkar. Ancak bu durumda, normal banyo sıcak¬lık derecesi olan 34-40°C civarına kadar soğutulmaları gere¬kecektir. Kırık-çıkık sekellerinde, iş kazalarında, travmaya bağlı ağrılı Iokomotör sistem sendromlarında, kan oluşumu gecikmiş kırıklarda, üst solunum yollarının spazmodik send¬romlarında değerlendirilebilirler. Suların sedatif ve rezolutif etkileri de ayrıca göz önünde tutulmalıdır. Keza, çamur ban¬yolarına uygun olmaları, bu uygulamalardan geniş çapta ya¬rarlanılmasını sağlayacaktır.

Seferihisar’daki şifalı su kaynakları bunlarla sınırlı de¬ğildir. Dikmenpınarı Kaplıcası ile Karaköy Kaplıcası, özellikle üst solunum yolları üzerinde etkili kaplıcalardır. Deliömer Kaplıcası; Cumaovası yönünde, 12 kilometre uzaklıkta Deliömer köyündedir. Böbrek hastalıklarına yararlı bir sudur. İlçeye bağlı Sığacık köyünde bulunan Sığacık İç¬mesi de, yörenin şifalı kaynak sularındandır. Temperatürü 20°C, pH değeri 7.2’dir. Sodyum klorürlü sular sınıfına girme¬si nedeniyle, müshil etkisi kuvvetlidir. Bağırsak bozuklukları¬na önerilir. İçeriğindeki tuz miktarı içimi etkilemez. Hoş bir içimi varır. Seferihisar Maden Suyu da; bileşiminde serbest karbondioksit bulunan midevi bir maden suyu olup, ilçe hal¬kı tarafından yoğun ilgiyle karşılanan bir diğer şifalı su kay¬nağıdır.

İzmir’in güzel ilçelerinden Ödemiş ise, Ödemiş İçme-si’yle ün yapmıştır. İlçe merkezi yakınlarında olup, sindirim sistemini rahatlatan, sindirimi kolaylaştıran soğuk bir içme¬dir.

Gölcük Gölü’nün Doğurtan Suyu da Ödemiş’tedir. Bura¬sı Bozdağlar’m üzerinde, çam ağaçlarıyla süslü güzel bir me¬sire yeridir. Manzarası olağanüstü güzellikteki bir yaylanın ortasında yer alan Gölcük Gölü, denizden 1150 metre yük¬seklikte volkanik bir göldür. Göl yakınında bulunan Doğur¬tan Suyu Kaynağımın bazı kadın hastalıklarına, özellikle de kısırlığa iyi geldiğine dair yaygın bir inanış hâkimdir.

İzmir’in Selçuk ilçesinde, dünyanın en ünlü kutsal me¬kânlarından biri sayılan Meryemana Evimin altından geçen Meryemana Suyu’nun da kutsal ve şifalı olduğuna dair yer¬leşmiş bir inanç mevcuttur. Su, bahçedeki havuza dökülmek¬te ve bütün bir yıl boyunca dünyanın dört bir köşesinden ge¬lip burayı ziyaret ederek ‘Hacı’ olan Hıristiyan turistlerin yo¬ğun ilgisini çekmektedir. İlçede ayrıca, Selçuk İçmesi diye bilinen ve bağırsak hastalıklarına iyi gelen bir içme de bulun¬maktadır.

Menemen ilçesi de, 15 kilometre güneybatısındaki Me¬nemen Kaplıcası ve İçmesi’yle tanınmıştır. Tuzlu soğuk maden suları kapsamındaki kaplıcanın, solunum yollan, kalp-damar ve romatizmal hastalıklara iyi geldiği, içmesinin bağırsak hastalıklarını giderdiği bilinmektedir.

Bozköy Kaplıcası da, Menemen yakınlarındaki Boz-köy’dedir. ‘Biçerova’ ya da ‘Nemrut Kaplıcası’ diye de bilin¬mektedir. Mide, bağırsak, karaciğer ve safra yolları hastalık¬larına iyi gelen bir suyu vardır.

Dereköy Ilıcaları ise, İzmir’in uzak ilçelerinden Bayın¬dır’dadır, ilçenin 8 kilometre kuzeydoğusuna düşer. ‘Bayındır Ilıcaları’ diye de bilinen bu kaynaklar, bölgedeki diğer kay¬naklara nazaran yüksek oranda kükürt içerirler. Suyu sıcaktır. Solunum yolları, romatizma ve cilt hastalıklarına yararlı bir sudur. Beslenme bozuklukları üzerinde de olumlu etkileri gö¬rülür.

Yine izmir’in güzel ilçelerinden biri sayılan Urla, Malga-ça İçmesi ile tanınmıştır. ‘Urla İçmeleri’ ya da güneyinde bu¬lunduğu Gülbahçe Körfezi’nin adına izafeten ‘Gülbahçe İçme¬leri’ diye de anıldığı olur. İlçenin 10 kilometre güneybatısın¬da olup, aynı zamanda deniz özlemi çeken turistlerin rağbet ettiği bir yerdir.

içmenin başlangıçta üç olan kaynağından biri tamamen kurumuş, ‘Kayadibi Kaynağı’ diye anılan ikinci kaynağı ise ba¬taklık haline dönüşerek denizle birleştiğinden kendi haline terk edilmiştir. Üçüncü kaynak; eskiden üzerinde bir kız hey¬keli bulunması nedeniyle aynı adla anılan ‘Heykelli Kay-nak’tır. Kapte edilen kaynağın suyu sodyum klorürlü maden suları sınıfında incelenmiş olup, temperatürü 22nC, radyoak¬tivitesi 7.54 eman, pH değeri 6.92’dir. Litrede 7.5 gram kadar total mineralizasyon içeren bir sudur. Diğer bölge sularında görüldüğü gibi, bu suya da, sodyum klorürün yanı sıra sülfat anyonunun da büyük oranda karıştığı saptanmıştır. Katyonla¬rının büyük kısmını alkaliler, bir kısmını da toprak alkaliler teşkil eder. Bu nedenle, acı-tuzlu sular sınıfına sokmak daha doğru olacaktır. İçme tarzında kullanıldığında, Iaksatif etkisi ön plana çıkacak, bu da mide, bağırsak sistemi başta olmak üzere, karaciğer, safra kesesi ve diğer salgı sistemlerini uya¬rarak suyun daha geniş çapta değerlendirilmesinde büyük rol oynayacaktır. Mide ve bağırsaklara ait salgı ve kas sistemi üzerinde görülen uyarma, aynen safra yollarında da oluşaca¬ğından, safra akımının ve pankreasın dış salgısının çoğalma¬sına neden olacaktır.

Şifalı suyun içme olarak kullanılması durumunda, biraz bulantı vereceğinden az miktarda alınması gerekecektir. Tüm içmelerde olduğu gibi, burada da halk bilinçsiz bir şekilde fazla su içmenin tedaviyi etkileyeceği veya en azından hız¬landıracağı kanısına sahiptir. Oysaki, tuz oranının yüksek ol¬duğu bu tür içmelerde çok fazla su içilmesi tehlikeli olacak¬tır.

Bir tatil beldesi olan Urla’da konaklama sıkıntısı yaşan¬mamaktadır. İçme mahallinde bulunan sosyal tesisler yeterli düzeydedir. En yakın konaklama tesisi olması bakımından Durtur Motel, içmelerden uzun süreli yararlanmak isteyenle¬re her türlü hizmeti vermektedir.

İzmir’in Bergama ilçesi de, tarihi ve turistik değerde kaplıcalara sahip bir başka ilçedir. Bu kaplıcalardan en ünlü¬sü ise, merkeze uzaklığı 5 kilometre olup İzmir yolu üzerin¬de bulunan Güzellik Kaplıcası’dır. Denizden yüksekliği 66 metre olan kaplıca alanı, aynı zamanda güzel bir mesire yeri¬dir. ‘Bergama Ilıcaları’ diye de bilinir.

Tarihi çok eskilere giden Bergama Güzellik Kaplıca¬sının, M.Ö.500 yılında Bergama Kralı Eumesen tarafından ku¬rulup işletilmeye başlandığı bilinmektedir. O zamanlar ‘Eskü-lap banyoları’ diye anılan kaplıcanın, bir de büyük ünü vardı. 404 ‘

Şimdi içinde bulunduğu ören yeri tetkik edildiğinde, buranın Asklepion adına kurulmuş büyük bir sağlık merkezi olduğu görülecektir. Burası, gerçekten çağının en önemli tıp merkez¬lerinden biri, belki.de birincisiydi. Kentin ana giriş kapısının üstünde, “Buraya ölüm giremez!” yazısı bulunmaktaydı. Böl¬gede; Tıp ve Sağlık Tanrısı Asklepion adına inşa olunan Ask¬lepion Tapmağı, alt katında hastaların rüya ve telkinle tedavi edildiği, üst katında da güneş ve su banyolarının uygulandı¬ğı iki katlı Telesferos Tapınağı, şifalı su ve çamur banyoları¬nın yapıldığı kutsal havuzlar, midesinden rahatsız olanlara içilmesi halinde şifa veren kutsal suyun aktığı kutsal çeşme vs. bulunmaktaydı. Asklepion, ana kente 820 metrelik uzun bir yolla bağlıydı. Bugün, bir bölümü ortaya çıkarılan yolla, tapınağın altında yer alan 80 metrelik tünel gezilebilmekte-dir. Sağlı sollu odalarda yatan hastalar, sürekli akan su sesini dinleyerek rahatlarlar, şifalı suyun tedavi edici özelliklerin¬den yararlanarak kısa sürede eski sağlıklarına kavuşurlardı.

Selçuklu ve Osmanlı döneminde, kaplıca suyunun ‘deb-bag’lar tarafından derileri yumuşatmak amacıyla kullanılma¬sı, adını da etkilemiş ve daha sonra bu kaplıca ‘Dabaklar Kap¬lıcası’ diye anılmaya başlanmıştır. Günümüze kadar ulaşan eski hamam, tek kubbeli olup tarihi değeri bulunmaktadır.

Güzellik Kaplıcası’nın suyu, madeni az ılıca ve içmeler grubunda incelenmiştir. Bikarbonat, sülfat ve sodyum içerir. Temperatürü 36°C, radyoaktivitesi 10.55 eman, pH değeri 7.94’tür. Sodyum bikarbonatlı, alkalik maden sularından olup, toplam mineralizasyonu 1.5 gram kadardır. Bütün bu yöredeki maden sularında görüldüğü gibi, bileşiminde az miktarda sülfat anyonu da bulunur. Bu tür acı bikarbonatlı sular, mide, bağırsak, karaciğer ve safra yollarıyla metaboliz¬ma hastalıkları üzerinde etkilidir. Serbest karbondioksitin yer almaması nedeniyle, şişelenmesinin düşünüldüğü haller¬de, yapay yolla karbondioksit eklenmesi iyi olacak, suyun içi¬mini kolaylaştıracaktır.

Suyun antialjik etkisi yüzünden, başta romatizma!

sendromlar başta olmak üzere, lokomotör sistemin çeşitli sendromlarının tedavileri, ancak akut dönemlerinin dışında değerlendirilebilir. Oligometalik bir su olması nedeniyle, iç¬me yoluyla fayda sağlanılmasa bile, sindirimi kolaylaştırmak açısından faydalı olacaktır.

Bergama Ilıcaları, asıl ününü güzellik banyosuna borç¬ludur. Suyunun güzelleştirici etkisi çok eski zamanlardan bu yana bilinmektedir. Bu etkinin, sudaki sodyum bikarbonatın yağlı ve seboreik deriler üzerinde yaptığı olumlu etkiden ile¬ri geldiği bir gerçektir. Cildi çirkin gösteren seboreik akneler, yapılacak düzenli banyolardan sonra kaybolur. Yağlı derisi olanlara ve seboreden ileri gelen dermatozlara bu banyolar çok iyi gelir. Nevrastenikler, ruhsal ve bedensel yorgunluk çe¬kip dinlenmeye ihtiyacı olan yaşlılar, kolay sinirlenen insan¬lar, bu kaplıcanın suyundan çok yararlanırlar.

Kadın ve erkeklere özel birer kapalı havuzun dışında, açık yüzme havuzu da olan kaplıcada, sosyal gereksinimi karşılayacak her türlü tesis bulunmakta, turistik bir otel ve çok sayıda motel ve pansiyon konaklama ihtiyacını karşıla¬maktadır. Kaplıcanın tarihi değerinin olması, çok sayıda ya¬bancı turistin ilgi göstermesine neden olmaktadır. Daha mo¬dern hale getirilmesi gereken tesisin, bu yatırımların yapıl¬ması halinde dünya çapında bir sağlık ve güzellik merkezi olacağı kesindir.

Paşa Kaplıcası: Bergama’nın 15 kilometre kadar kuze¬yinde, ivrindi karayolunun doğusuna düşen Paşa köyündedir. Tarihi kaplıcalardan olduğu ve bazı araştırmacılara göre Ro¬malılar tarafından işletildiği bildirilmektedir. Son yıllarda, es¬ki yazıtlarda adı geçen ‘Skülapius Kaplıcalarının, Paşa Kaplı¬cası olduğuna dair kuvvetli kanıtlar bulunmuştur.

Saf sodyum bikarbonatlı sular grubuna dahil bulunan kaplıcanın suyu, bikarbonatlı, sodyumlu ve karbondioksitli-dir. Temperatürü 43°C, radyoaktivitesi 0.68 eman, pH değeri 6.64’tür. içme tedavisi; hipostenik midelere, karaciğer ve saf¬ra yolları hastalıklarına iyi gelir. Banyo tedavisi ise; her çeşit romatizma, nevralji ve kadın hastalıkları üzerinde etkilidir. Her ikisinin birlikte kullanılması durumunda, nutrisyon bo¬zukluklarından şikâyetçi olanlara büyük yararlar sağlar. Kro¬nik romatizma, gıda metabolizması bozukluklarından ileri gelen gut, diyabet, şişmanlık, yaşlılıktan ileri gelen bezginlik halleri, kadınların genital organ hastalıklarında rahatlıkla kullanılabilir. Açık yaraların üzerine pansuman yapıldığında, yumuşatıcı bir etki gösterir.

Bu suyun özellikleri tıbbi yönden oldukça ilgi çekicidir. Toplam mineralizasyonu litrede 2.5 gram civarındadır. Bikar¬bonatlı, alkalik bir sudur ve içinde kayda değer miktarda kar¬bondioksit vardır. İçme tarzında kullanıldığında; mide, bağır¬sak, karaciğer ve safra kesesi üzerinde salgıyı ve motiliteyi arttırıcı bir etki yaratır. Ayrıca, karaciğerin bozulan fonksiyon testlerinin düzelmesini sağlar. Banyo tedavisi ise; özellikle suyun sedatif etkisi göz önüne alınarak önerilmelidir.

Paşa Kaplıcası’ndaki tedavi üniteleri, bir adet gene) ha¬vuzla birlikte içme çeşmelerinden ibarettir. Köydeki yardım¬cı tesisler diğer ihtiyaçların karşılanmasında yeterli olma¬maktadır. Konaklamada da sorun yaşanmakta, sezon sırasın¬da bölgeye gelen hastalar köy evlerinde ya da barakalarda pansiyoner olarak kalmakta, yeterli olmadığı durumlarda ise çadırlarda yatıp kalkmaktadırlar. Kaplıcanın, belirli bir plan dahilinde ele alınıp değerlendirilmesi çok yararlı olacak ve böylesine değerli bir suyun kaybolup gitmesi önlenecektir.

Mahmudiye Ilıcaları: Bergama ilçesindeki bir başka şi¬falı su kaynağıdır. Sodalı soğuk sular kapsamında incelenen oligometalik bir sudur. Mide, bağırsak, karaciğer ve safra ke¬sesi rahatsızlıklarına, romatizmal hastalıklara iyi gelir.

Bergama ilçe genelinde, turistik bir bölge olması dolayı¬sıyla konaklama sorunu yaşanmaz. Özellikle Güzellik Kaplı¬casından yararlanmak isteyenler için, Berksoy Oteli ile İsken¬der Oteli tavsiye edilebilir.

izmir’in turistik ilçelerinden Çeşme de, yakınlarında bulunan Ilıca ve Şifne beldelerindeki şifalı sularıyla tanınan ve yüzyıllardan bu yana şifa arayanlara hizmet eden, dünya¬da eşi benzeri az bulunan yörelerden biridir. Bu nedenle uzun yıllardır önemli sayıda yerli ve yabancı turistin uğrak yeri olmaya devam etmektedir.

Çeşme ilçesindeki şifalı suların bir kısmı, merkeze 7 ki¬lometre uzaklıkta, deniz kenarındaki Ilıca mevkiindedir. Eski¬den Topan Kaplıcaları’ diye anılan kaplıca tesisleri, şimdi Çeşme Termal Turizm Merkezi haline dönüştürülmüştür.

Çeşme Ilıcaları, geçmiş tarihten günümüze kadar öne¬mini korumuş şifalı su kaynaklarıdır. Bazı yazarlar, bu ılıca¬ların eski medeniyetlerce de işletildiğini yazarlar. Ancak, asıl ününü Osmanlı döneminde aldığı da bir gerçektir. Yaz ayla¬rında İzmir, Ege adaları, Yunanistan, hatta Mısır’dan bile ge¬len hastaların bulunduğu, bu hastalar için aylar öncesinden yer ayrıltıldığı bilinmektedir. Dr. Rıza Reman, ‘Balneoloji’ ad¬lı kitabında; Çeşme Ilıcaları suyunun ilk analizinin Osmanlı Padişahı Abdülhamit’in başkimyageri Bongovvski Paşa tarafın¬dan yapıldığını, daha sonra bu analizin Sorbonne Üniversite¬si profesörlerinden M.Urban tarafından tekrarlandığını yaz¬maktadır.

Sodyum klorürlü ılıca ve içmeler grubuna dahil suyun içeriği çok zengindir. Klorür, sodyum, magnezyum, potas¬yum, kalsiyum, demir, alüminyum, klor, brom, flor, sülfat, nitrat ve hidrosülfatın yanı sıra, belli oranlarda radyoaktif madde içermektedir. Temperatürü 62°C, radyoaktivitesi 7 eman, pH değeri 6.58’dir. Türkiye’nin en fazla su akıtan kap-lıcasıdır. Saniyede 15 litre debisi olan sudan günde 500 kişi yararlanmaktadır. Total mineralizasyonu yüksektir. (2.720 mg/It).

Çeşme Ilıcaları’nda tedavi edilecek hastalıkların başın¬da romatizma gelir. Ateşli devresi geçmiş Buyyo romatizma-sındaki eklem şişlikleri bu sularda çabucak kaybolur. Eklem¬lerin hareketi normal halini alır. Sıcak banyo kürü bitip şişlik¬ler geçtikten sonra, hastalığın tekrarlanmaması için plajda yapılacak kum, güneş ve deniz banyosu, sağlanan yararı da¬ha da arttıracaktır. Romatoid artritlerde ise, bir aylık kaplıca küründen büyük yarar elde edilir. Yine kaplıcayla birlikte ya¬pılacak kum ve güneş banyosunun, hastalığın iyileşmesinde

yardımı olacaktır.

Çeşme, artrozlular için ideal bir yerdir. Sodyum klorür¬lü suların kan dolaşımını arttırması ve deri üzerinde yarattı¬ğı uyarıcı tesirin uzun süreli olması nedeniyle, artrozlu has¬taların ağrıları çabuk geçer. Ağrılar geçtikten sonra, kum ve güneş banyosuyla birlikte yapılacak deniz banyosu tedaviyi tamamlayacaktır. Diğer eklem travmalarındaki tedavi süresi ise çok daha kısa sürecektir.

Nevraljili hastalar, banyo ve çamurundan çok yararla¬nırlar. Özellikle nevrit ve kısmi felçlerde, sinirler çabuk reje-nere olur, hasta sağlığına erken kavuşur. Eklem tüberkülo¬zunda, adenitli, raşitik hastaların tedavisinde, ılıcada alına¬cak banyolarla birlikte, yöre ikliminin olumlu etkisi görülür. Kadın hastalıklarından amenore ve dismenore, küçük rahim-liler ve iltihaplı hastalıklar, bu tedavilerden çok yararlanırlar.

Çeşme sularının tuzlu sular sınıfına girdiğini daha önce söylemiştik. Tuzluluk oranı, neredeyse deniz suyunun yoğunluğuna yakın bir derecededir. Litrede 27 gramın üstün¬deki tuzlulukla birlikte, oldukça yüksek miktarda sülfat ve toprak alkalitesi bulunur. Sıcaklığı yüksek olan bu sular, özel¬likle Fransa’nın ve bazı Avrupa ülkelerinin talassoterapi mer¬kezlerinde yaygın olarak uyguladığı, deniz suyunun ısıtılmak suretiyle kullanılması işlevini, doğal olarak bize sağlamakta¬dır. Bu sularla yapılacak uygulamalarda; özellikle bazı ilti¬haplı ve kronik sendromlarda, kronik iltihaplı kadın hastalık¬larında, suyun rezolutif özelliklerinden yararlanılabilir. Ayrı¬ca, lokomotör sistemin ağrılı hastalıklarında, bazı enfeksiyo-nel vakalarda, dejeneratif romatizmal hallerde, siyatikte, kan oluşumunun geciktiği kırık olaylarında değerlendirilmesi ge¬reken kıymetli bir sudur.

Çeşme Ilıcalan’ndaki şifalı su, sadece karadan değil, Yıl-dızburnu mevkiinde denizden de kaynamaktadır. Denizin je¬otermal suya nazaran daha soğuk ve tuzlu olan suyu, sayısız şifalı kaynağın bulunduğu bu özellikli bölgede, sanki bir kap¬lıca ortamı yaratmakta, sıcaklık ortalaması 45°C’ye ulaşan su¬yun şifa etkisi daha da artmaktadır. Aslında Çeşme yöresin¬deki termal su, deniz suyunun magmaya inerek doğal yoldan ısınıp dezenfekte olduktan sonra termal suya dönüşmüş ha¬lidir. Bu nedenle şifa değeri, ülkemizdeki termal suların ço¬ğundan daha yüksektir.

Çeşme, bölge olarak turistik önemi inkâr edilemez en¬der yörelerimizden biridir. Bu nedenle çok kişinin seyahat et¬tiği bu ilçede termal hizmet veren modern tesisler kurulmuş ve bölge gerçekten bir Termal Turizm Merkezi haline dönüş¬türülmüştür. Müşterilerine bu hizmeti sunan konaklama te¬sislerinin başlıcaları şunlardır:

Altınyunus Tatil Köyü: Çeşme’nin Boyalık mevkiinde¬ki bu ünlü tesis, hem termal, hem de bir talassoterapi merke¬zi olarak hizmet vermektedir. Bilindiği gibi talassoterapi; de¬niz ve yan unsurlarından tedavi amacıyla yararlanmaktadır. Yan unsurlar ise; başta iklim olmak üzere, güneş kum, yosun gibi yardımcı faktörlerdir. Bu tür uygulamalar, 100 yıllık bir geçmişi olmasına rağmen, son 20 yılda daha sık gündeme ge¬lir olmuştur.

Deniz suyu 30°C ve biraz üstünde ısıtıldığında, doğal kaplıca sularıyla ‘sodyum klorürlü sularla’ aynı özellikleri yüklenir. Çünkü deniz suyu, sodyum klorürlü, kalsiyum ve magnezyum sülfatlı, hidromineral bir sudur. İkincil durumda potasyum ve hidrokarbonat, üçüncül olarak da fosfor, iyot ve florür içerir. Deniz suyunda bulunan bu elementler, doğal bir şekilde havada bulunan ozon gazıyla birlikte temiz ve sağlık¬lı bir ortam yaratırlar. Böylelikle, biri normal deniz suyu, di¬ğeri ısıtılmış deniz suyuyla doldurulmuş tedavi havuzların¬da, tedaviye yönelik birtakım egzersiz programlan uygulanır. Kilo vermek isteyenler için hazırlanan bilimsel içerikli özel diyet programları sayesinde, sağlık turizmi çerçevesinde za¬yıflama ve zindeleşme çalışmaları yürütülür. Öncelikle, bi¬limsel ve etkin bir programa başlamadan önce bu tedaviden yararlanmak isteyenler tıbbi bir muayeneden geçirilir. Kişinin özel yapısına ve kilosuna göre yapabileceği egzersizler, özel duşlar, kontrollü diyet listeleri tespit edilir. 15 günlük zayıf¬lama, diyet ve zindeleşme programı sonunda bu kürü uygu¬layanlar kilo vermenin ve daha sağlıklı, daha zinde olmanın mutluluğunu yaşarlar.

Altınyunus Tati Köyü’nde, bir tatil merkezinde olması gerekenlerin dışında, modern sağlık merkezlerinde bulunma¬sı gereken bütün üniteler de yer almaktadır. Bunları; sağlık kabinleri, jakuzzi, buhar banyosu, sauna, masaj, hidroterapi ve talassoterapi havuzları, solaryum, açık ve kapalı yüzme havuzlan, spor aktiviteleri, uzman personel vs. şeklinde sıra¬lamak mümkündür. Tatil köyünde 515 odada 1030 yatak ve 8 suit dairede hizmet verilmektedir.

Çeşme’nin Ilıca mevkiinde, hemen hemen aynı ünitele¬re sahip, beş yıldızlı Sheraton Çeşme (373 odada 950 yatak¬la hizmet vermektedir), dört yıldızlı Sun Beach Süzer Otel (174 odada 360 yatakta hizmet vermektedir), üç yıldızlı Del-mar Otel (100 odada 200 yatak ve 8 süitle hizmet vermekte¬dir), üç yıldızlı Otel Hora (48 odada 100 yatakla hizmet ver¬mektedir), 2 yıldızlı Naturel Thermal Hotel ve üç yıldızlı Grant Ilıca Hotel gibi tesisler, konaklamanın yanı sıra ter¬mal hizmeti birlikte sunan önemli kuruluşlardır.

Çeşme ilçesine bağlı, eski adı ‘Reisdere’ olan Şifne bel¬desi de, Şifne Kaplıca, İçme ve Çamur Banyoları’yla tanı¬nan bir beldedir. Kaplıcalar, ilçe merkezinin 5 kilometre do¬ğusunda, Küçük Şifne Koyu’nda yer alır. Karaburun Yarımada¬sının batısında, sahil şeridine kuzey-güney yönünde paralel uzanan bir fay hattı, hem Çeşme Ilıcaları’nın, hem de Şifne Termal Merkezi’nin suyunu temin etmektedir.

Şifne’nin termal özelliklerinin cilt hastalıklarına iyi gel¬diğini anlatan bir de efsanesi vardır: “Zamanın kralının kızı amansız bir cilt hastalığına yakalanır. Köpeği de aynı şekilde tüylerini döker”ve vücudunda yaralar oluşur. Kral bir gün ava

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3

-o

-o O 0Q<

çıktığında, köpeğinin çamurların içine yatarak yuvarlandığı¬nı, vücudunun her tarafını çamurla sıvadığını ve daha sonra suya girerek yıkandığını görür. Bu olaydan sonra köpeğin vü¬cudundaki yaralar hızla kapanır, tüyleri yeniden çıkmaya başlar. Tüyler eskisine göre daha parlak ve daha sıktır. Kral, bu çamur ve banyo suyundan yararlanması konusunda kızını ikna eder. Kız da babasının sözünü dinler ve amansız hasta¬lığından kısa sürede kurtulur. O günden bu yana, sedef, egze-ma, mantar, sivilce, kan çıbanı, ter ve ayak kokularından kur¬tulmak isteyenler bu yöreye gelir. Şifalı su da gün geçtikçe ününe ün katar…”

Dr. Rıza Reman, ‘Balneoloji’ adlı eserinde “Çeşme’den dört İngiliz mili uzaklıkta, bir körfezin yakınında bazı sıcak su kaynaklarının hastalıkların tedavisinde kullanıldığını ve düzenli banyolarının bulunduğunu…” ünlü gezgin MacFar-lam’a atfen bildirmektedir. Binalar taştan ve İtalyan mimarisi tarzında olup, Roma lmparatorluğu’nun geç devirlerinde ya¬pılmıştır. Farlam’ın gezdiği tarihlerde, banyoların bir kısmı yıkık ve bakımsızmış. Sularını ‘almost miraculous’ deyimiyle tasvir eden, aynı zamanda bir İtalyan gemisinin kaptanı olan MacFarlam, bizzat kalçasındaki romatizma ağrılarının da bu banyolarda geçtiğini yazmıştır.

Bu bölgede pek çok kaynağın bulunduğu bilinmekteyse de, bunlardan sadece dördünden yararlanılmaktadır. Yakın aralıklarla sıralanmış olan bu kaynaklar; kaplıca, içme ve ça¬mur banyolarının suyunu karşılayacak düzeydedir. Hemen yanıbaşında yer alan deniz ve uygun iklim koşullarıyla birle¬şince, dünyada bu kadar özelliği bir arada bulunduran ender bir tedavi, sağlık ve dinlence merkezi haline gelmiştir. Sonuç olarak Şifne, termalizmle dinlencenin birlikte yaşandığı çok şanslı yörelerimizden biridir.

Sodyum klorürlü ılıca ve içmeler grubunda değerlendi¬rilen bu şifalı suları sırasıyla inceleyecek olursak;

a) Şifne Kaplıcası: Bileşiminde klorür, sodyum ve magnezyum bulunur. Temperatürü 38-42°C, radyoaktivitesi

8.50 eman (0.55 m.m.c), pH değeri ise 6.76-7.20’dir. Total mineralizasyonu yüksektir. (33 mg/lt)

Bu kaplıca, Doğu Akdeniz ikliminin bütün özelliklerini taşıması ve suyunun da fazla sıcak olması nedeniyle, bilhas¬sa adenitli, rotinik ve eklem tüberkülozlu hastalara çok iyi gelmektedir. Astenik, iştahsız, zayıf ve kansız kişilerde, ağır ateşli hastalıklardan sonraki nekahat hallerinde de değerli bir şifa kaynağıdır. Şifne Kaplıcaları, aynı zamanda romatizma, siyatik, kadın hastalıkları ve idrar yolu rahatsızlıklarında ya¬rarlı olur. Sık sık burnu kanayanlar için birebirdir. Bazı iltiha¬bı ve kronik sendromlarda, iltihabi kadın hastalıklarında, kronik üst solunum yolu hastalıklarında, lokomotör sistemin ağrılı hastalıklarında, enfeksiyöz ve dejeneratif romatizmalar ve polio sekellerinde tercih edilmesi gereken bir kaplıcadır.

b) Şifne Mide Suyu: Temperatürü 20°C, radyoaktivite¬si 0.84 m.m.c, pH değeri 7.4’dür. Hipostenik midelere az miktarda içilmesi şartıyla yararlı olmaktadır.

c) Şifne Çamuru: Temperatürü 19-25°C, radyoaktivite¬si 0.235 m.m.c.’dir. Çamur banyosundan sonra derideki kıza¬rıklıklar saatlerce devam eder. Şifne çamuru, özellikle Prtrez türü romatizmalarda yararlıdır. Ağrıyan yerlere lokal olarak uygulanır. Buradaki çamur, dünyaca ünlü ‘Moor’ çamurunun özelliklerini taşıması bakımından değerlidir.

 

d) Şifne Büyük İçme: Klorür, sodyum ve magnezyum içeren bir sudur. Temperatürü 19-24°C, radyoaktivitesi 7.54 eman (0.4 m.m.c), pH değeri 6.52’dir.

e) Şifne Küçük İçme: Bileşimi aynıdır. Temperatürü 25°C, radyoaktivitesi 5.3 eman, pH değeri 6.56’dır. Litresinde 40 miligram serbest karbondioksit gazı bulunur.

Bütün bu bölgede kaynayan şifalı sularda olduğu gibi, Büyük ve Küçük içmelerin sulan da kuvvetli tuzlu sular sını¬fına girmektedir. Debileri saniyede 1-2 litredir. Büyük lç-me’de, litrede 13 gram, Küçük İçme’de litrede 22 gramın üs¬tünde tuz bulunmaktadır. Ayru her iki su oldukça fazla miktarda sülfat anyonu taşır. Bu nedenle içimi pek hoş değil-

 

dir. Her iki içmede hakim sodyum anyonunun yanı sıra fazla miktarda magnezyumun varlığı da dikkat çekicidir. Gerek sülfat, gerek klorür ve gerekse magnezyumun birlikte bulun¬ması, bu suların müshil etkisini ön plana çıkarmaktadır. Az miktarda alınsa bile, bu etki özellikle mide ve bağırsaklar, ka¬raciğer, safra kesesi ve pankreas üzerinde kendini gösterir. Sistemin sökresyon ve motilitesinin güçlü bir şekilde uyarıl¬dığı gözlenir. Aynı etkinin, anneks sistemlerin, karaciğer, saf¬ra kesesi, mide ve bağırsağın nisbeten tembellik gösterdiği vakalarda, özellikle değişik nedenlere dayanan kronik kabız¬lıklarda olumlu sonuçlar verdiği bilinmektedir.

Şifne suları, genelde 14-21 seansta sonuç verir. Bu süre sonunda ciltteki hücreler yenilenir, sedef hastalığı, şişmanlık, sellülit, ödem, varis gibi cilt ve dolaşım hastalıkla¬rı ortadan kalkar. Sellülitin doğal tedavisinde kullanılan ter¬mal su, şifalı çamur ve aromaterapi masajlarıyla birlikte uy¬gulanırsa daha etkili olur. Doğrudan doğruya termal suyun uygulanması durumunda, dokularda daha fazla ödem biriki¬mine neden olacağından, tek başına termal su tercih edilme¬meli, çamur tedavisiyle birlikte, isteğe bağlı olarak aromate-rapiyle takviye edilmelidir. Tekniğine göre uygulanacak sellü¬lit masajları, mevcut rahatsızlıkları doğal yoldan giderecek¬tir.

Şifne, sadece kaplıcaları, içmeleri ve doğal çamuruyla tanınan bir belde değildir. Dibe inip ısındıktan sonra yüzeye çıkarken birçok minerali de beraberinde getiren deniz suyu, güneş ve kumla birleşince apayrı bir şifa kaynağı oluşturur. Açık denizden gelen ‘Gerence’ rüzgârı ise, astım ve diğer so¬lunum yolları hastalıklarına iyi gelir.

Konaklama sorununun yaşanmadığı, her türlü sosyal gereksinimin karşılandığı Şifne’de, Şifne Termal Oteli bele¬diyeye bağlı olarak çalışan ve diğer kaplıcalar arasında özel bir yeri olan bir tesistir. Özelliği ise, kullanılan termal suyun hemen deniz kıyısından çıkmış olmasıdır. 40 odada 80 yatak¬la hizmet veren otelde, termal havuzlar ve uzman denetimin¬de yapılan çamur banyolarından en üst derecede yararlan¬mak mümkündür.

Türkiye’nin en büyük ve en modern tesislerinden biri, belki de birincisi, Balçova’da, Çeşme yolu üzerinde, eskinin ünlü İnciraltı plajlarına giden yolun tam karşısına düşen da.-ğın eteğindeki bir dere yatağındadır. Balçova Kaplıcaları di¬ye bilinen bu kaplıcaların tarihi ve ünü çok eskilere gitmek¬tedir. Strabon ve daha birçok tarihçi ve gezgin, bıraktıkları eserlerde Agamemnon Kaplıcalan’ndan söz etmişlerdir.

Tarihi kaynaklara göre; romatizma ve siyatikten aşırı derecede rahatsız olan zamanın Akad’lar kralı, derdine deva bulmak amacıyla bazı kişileri görevlendirir. Bunlar arasından Agamemnon adındaki komutan, İzmir’Symra’yakınlarında bir kaplıca kaynağı olduğunu ve burada banyo yapıldığı za¬man romatizma ve siyatikten kaynaklanan rahatsızlıkların sona erdiğini söyler. Kral, kaplıcada tedavi olmayı kabul eder ve banyo almaya başlar. Kısa bir süre sonra da şikâyetçi oldu¬ğu tüm hastalıklarından kurtulur. Sağlığına tekrar kavuşması¬na yardımcı olan ve kendisine şifalı suları öneren Agamem-non’a ödül olarak hem kızını, hem de kaplıcayı verir. Aga¬memnon bu kaplıcayı ölünceye kadar çalıştırır. Ancak öldük¬ten sonra kaplıca yavaş yavaş unutulur ve bir süre sonra da harap olur yıkılır. 1763 yılında Elfons Meil adındaki bir Fran¬sız, tarihi kaynaklar üzerinden hareket ederek kaplıcayı ye¬niden ortaya çıkarır ve kaplıca üzerinde yeni tesislerin kurul¬masına, o zamanın yöneticilerini ikna etmek suretiyle ön ayak olur. Yakın tarihlere kadar kaplıca üzerinde beş katlı ko¬naklama tesislerinin bulunduğu, birçok yerli ve yabancı ro¬matizmalı, siyatikli hastanın burada tedavi edildiği, günümü¬ze dek ulaşan belgelerden anlaşılmaktadır. Ancak, tarihi ka¬yıtların günbe gün çoğalması ve farklı geçmişlerin ortaya dö¬külmesi, bu geçmişler üzerinde yeni yorumların yapılmasına ve kaplıcanın bilinen tarihinden çok daha farklı öykülerin or¬taya atılmasına neden olmuştur. Örneğin; M.Ö.310-290 yılla¬rına dayandırılan yeni bir belgede, “…Akad’ların başkomuta¬nı Agamemnon, bu kaplıcalara Truva Savaşı dönüşü İzmir’e geldiğinde uğramış, çamur banyosu ve şifalı sular kendisini ve askerlerini iyileştirince, sonradan adıyla anılacak ilk tesis¬leri yaptırmıştır.” denilmektedir.

Balçova ilçesinde 1980’li yıllarda yapılan sondaj çalış¬maları, 100 metre derinlikte, 124°C sıcaklıkta su ve su buha¬rının bulunduğunu haber vermiştir. 1983 yılı başından itiba¬ren 150 metre derinliğe kadar inilmiş ve açılan 14 kuyudan gerçek rezervi tespit etmek mümkün olabilmiştir. Bu rezervin 70-100.000 konutun ısıtılmasını sağlayacak büyüklükte oldu¬ğu görülmüştür.

Deniz seviyesinden 25 metre yükseklikte olan Balçova yöresinin çam ağaçlarıyla örtülü olması, hastaların bol bol te¬miz hava solumalarına ve olağanüstü bir panaromaya baka¬rak hoşça vakit geçirmelerine yardımcı olan etkenlerdir.

Madeni az ‘oligometalik’ sular sınıfında incelenen Aga-memnon Kaplıcalarımın suyu; sodyum bikarbonatlı, klorür-lü ve kalsiyumludur. Temperatürü 62°C, radyoaktivitesi 0.28 eman, pH değeri 6.45’tir. Bu suların iki özelliği dikkati çeker ki, birincisi hafif bikarbonat ve tuz içermeleri, ikincisi terma-litelerinin yüksek olmasıdır. Bu bileşimiyle sodyum bikarbo¬natlı, yani alkalik bikarbonatlı sular grubuna da girmektedir. Total mineralizasyonu, bileşimine tuz karışmasına rağmen 1 gramı ancak geçmektedir. (1.369 gr/lt) Şu halde, oligometalik maden sularının özelliklerine göre de değerlendirilmesi gere¬kecektir ki, doğrusu da budur.

Banyo ve çamur tedavisinden; romatizma, nevralji, nev-rit, polinevrit ve kadın hastalıklarıyla seboreik dermatozlar yararlanırlar. İçme olarak kullanıldığında ise; mide, bağırsak, karaciğer ve safra kesesiyle ilgili sistemlerin salgısını az da olsa uyaracak bir etki gösterir. Bileşiminde çok az miktarda bulunan serbest karbondioksitin içime yardımcı olacağı dü¬şünülmemelidir. İçme suyu olarak kullanılmak istendiğinde, yapay olarak karbondioksit gazının bileşime katılması yoluna gidilmelidir. Suyun bileşimindeki tuzların az miktarda bulun¬ması nedeniyle sofra suyu olarak değerlendirilebilecek bir sudur. Fakat, sıcaklık derecesinin yüksekliği göz önüne alına¬cak olursa, banyo olarak değerlendirilmesinin daha doğru olacağı sonucuna varılır. Banyo uygulamalarında, sedatif ve rezolutif etkisinden yararlanılır. Özellikle, lokomotör siste-, min. ağrılı hastalıklarında ağrı dindirmek ve sertleşen hare¬ketleri yumuşatmak gayesiyle kullanılabilir. Yine, havuz için¬de grup halinde yapılacak olan uygulamalarda debisinin.faz¬la olması (26 İt/sn) dikkate alınmalı ve bu yönüyle de değer¬lendirilmelidir.

Balçova Termal Tesisleri: Termal hizmetin yanı sıra, gerek Deve Dağı ile Kaya Tepesi’nin yamaçlarında, gerekse Ilı¬ca Deresi boyunca uzanan yemyeşil ormanlık arazide yürü¬yüş ve bakir doğa içinde farklı geziler yapmak olanağını da sağlar. Tesis, gerek tedavi kapasitesi, gerek uygulanan prog¬ramlar bakımından Türkiye’de ilk sırada yer alır. Genellikle tedavi amacına yönelik kullanılan tesiste, geniş kadrolu bir sağlık ekibi, Fizik Tedavi Merkezi’nin farklı ünitelerinde gö¬rev yapar. Bu ünitelerde uygulanan tedavi tür ve yöntemleri şunlardır:

a) Balneoterapi: Mineralli ve sıcak su banyolarıyla yapı¬lan tedaviler,

b) Elektroterapi: Alçak, orta ve yüksek frekanslı akım¬larla ve ultrason cihazlarıyla yapılan tedaviler,

c) Aktinoterapi: IR. ve UV. ile görünür ışın kümeleriyle

yapılan tedaviler,

d) Kineziterapi: Bireysel veya grup halinde, su içi egzer-

sizleri tarzında yapılan tedaviler,

e>Masaj: Genel ya da lokal, elle yapılan masaj teknikle¬rinin uygulandığı tedavileri kapsamaktadır. Bunların yanı sı¬ra hastalar, hidroterapi, su altı masajları, basınçlı duş, para¬fin banyoları, jakuzzi, rehabilitasyon, acil yardım ve erken teşhis gibi hizmetlerden de yaralanırlar.

Bu uygulamalar yardımıyla; romatoid artrit, akut eklem’ romatizması, psoriatik artrit, sjogren ve Behçet hastalığı, yu¬muşak doku romatizması, artroz gibi romatizmal hastalıkla¬rın her türü, ortopedik ve nörolojik rahatsızlıklar için rehabi-

/

 

litasyon, ürojenital problemler, sırt ağrıları, safra kesesi ra¬hatsızlıkları, bel ve boyun kireçlenmeleri, iltihabi eklem has¬talıkları, gut, çocukluk yaşı romatizmaları, baş ağrıları gide¬rilmekte, şişmanlar için sağlıklı zayıflama programları uygu¬lanmakta, erken teşhise yönelik araştırmalar yapılmaktadır. Tesiste, sübjektif ve objektif muayene kriterleriyle konulan tanılar sonucu hasta, kişiye özel programa alınmakta ve reha¬bilitasyon prensiplerine ve uygunluğuna göre tedavi cihetine gidilmektedir.

Doktor önerisine göre uygulanan 15 ya da 21 günlük kürler sonunda, hasta hem hastalığından kurtulmuş olmakta, hem de böylesine güzel ve ideal bir ortamda eskisine naza¬ran çok daha zindelik kazanmaktadır.

Aynı kompleks içinde yer alan üç yıldızlı Balçova Ter¬mal Hotel ise, hem konaklama (215 odada 435 yatak ve 2 kral dairesi), hem de ortak termal hizmeti vermektedir. Reha¬bilitasyon merkezinde yer alan uzman kadro (fizik tedavi, ro-motolog, dahiliye doktorlarıyla, fizyoterapist, masör ve ma-sözler, hidroterapi ve röntgen teknisyenleri vs.) her bir hasta için ayrı olarak planlanan uygulamalar ve bilimsel veriler doğrultusunda şikâyetlerini gidermeye çalışmaktadır.

Şifalı sular açısından zengin illerimiz arasında bulunan İzmir’de, Balçova ilçesinin yerli ve yabancı turistlerin gözde tatil yörelerinden biri haline gelmesi, bölgede yeni termal otellerin açılmasını da teşvik etmiştir. Beş yıldızlı Thermal Princess Hotel de aynı amaçlarla faaliyete geçirilen tesisler¬den biridir. 300 odada 600 yatak kapasitesiyle (ayrıca 10 sü¬it ve 2 kral dairesi de bulunmaktadır) hizmet veren tesiste, termal içerikli açık ve kapalı yüzme havuzları, fizyoterapi ve genel sağlık sorunlarıyla ilgilenen uzman kadrosuyla, konak¬lamanın yanı sıra kaplıca tedavisi ve rehabilitasyon hizmetle¬rinden yararlanılmaktadır.

Sınırları içinde bulunan sayısız şifalı su kaynağına sa¬hip olmakla ünlenmiş, tarihin doğal güzelliklerle birlikte ser¬gilendiği, turizm potansiyeli yüksek illerimiz arasında ilk sı¬ralarda alan İzmir’de, Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet alanı içinde kalan Bornova ilçesinde bulunan iki doğal su kayna¬ğından, Delisüleyman ve Bedestan pınarlarından da söz etmemek olmaz. Bu sular, ilçenin su tüketiminde kullanılan güzel içimli kaynak sularıdır.

İzmir’in binbir derde deva şifalı sularından yararlan¬mak isteyenler, gerek il merkezinde, gerekse Bergama,. Çeş¬me, Foça ve Selçuk ilçelerinde bulunan Turizm Danışma Bü-rolan’na müracaatla hem istedikleri bilgiyi, hem de yol, ula¬şım ve konaklama hakkında öğrenmek istediklerini temin edebilirler.

© Copyright 2014. Powered by WordPress